Hakkımda

Fotoğrafım
gelip geçerken kancasız oltama takılanlar;

22 Kasım 2014 Cumartesi

Ursula K. Le Guin: Direniş sözcüklerin sanatında başlar

“Işık karanlığın sol elidir
ve karanlıksa ışın sağ eli
ikisi birdir,
Yaşam ve ölüm, yatarlar
Birlikte kemmerdeki aşıklar gibi,
İki el birbirine kavuşmuş gibi
Sonuç ve yol gibi.”

ABD’nin en prestijli kitap ödüllerini veren Ulusal Kitap Vakfı (National Book Foundation), bu yılki Amerikan Edebiyatı’na Olağanüstü Katkı Madalyası'nın Ursula K. Le Guin’e verileceğini duyurmuştu. Yazar ödülünü, 19 Kasım 2014 tarihinde New York’ta yapılan 65. Ulusal Kitap Ödülleri (National Book Awards) töreninde Neil Gaiman’ın elinden aldı.

Le Guin'in ödül töreninde yaptığı konuşmadan  Öte'denBeri ruhu ile örtüşen kesitleri misafir ediyorum burada..

"Hayatlarımıza ilişkin alternatifleri görebilen, korku mağduru olmuş topluma ve onun saplantılı teknolojilerine alternatif var oluş biçimleri konusunda arka çıkan ve hatta umutlu olmak için gerçek dayanaklar hayal edebilen yazarların seslerini özlediğimizde bizi zor zamanlar bekliyor olacak. Özgürlüğü hatırlayabilen yazarlara ihtiyacımız olacak. Şairlere, hayalperestlere – daha geniş bir gerçekliğin gerçekçilerine. "
"Her türlü insan gücüne direnilebilir ve her güç insanlar tarafından değiştirilebilir. Direniş ve değişim çoğu zaman sanatta başlar ve çoğu zaman da bizim sanatımızda başlar – sözcüklerin sanatında."

Ursula K. Le Guin

20 Kasım 2014 Perşembe

Guernica / Pablo Picasso

Öte'denBeri savaşa buz kesilir, barışa güneş açarız... 
Guernica; Picasso'nun sesinden, gözümle duyduğum, çok sesli, kömür karası  bir AĞIT!

"İspanya'nın mücadelesi, insanlara, özgürlüğe yapılan saldırıya karşıdır. Ressam olarak hayatım boyunca sürekli sanatın ölümüne karşı durmaya çalıştım. Benim gericilikle ve ölümle anlaşma içinde olduğumu kim bir an için bile olsa düşünebilir? ... Üzerinde çalıştığım ve Guernica ismini vereceğim resimde, ve son zamanlardaki tüm eserlerimde, İspanya'yı acı ve ölüm okyanusuna batıran askeri sınıfa duyduğum nefreti açıkça göstermekteyim."Picasso, Guernica üstüne, 1937

Bu resim şu anda Madrid'de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, "Bu resmi siz mi yaptınız" diye soran bir Alman generaline, "Hayır, siz yaptınız" cevabını vermiştir. Bu resim Picasso'nun savaşa ve Guernica'nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti anlatmaktadır. Resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti yansıtmaktadır.

    Guernica...

18 Kasım 2014 Salı

Deliler Gemisi / Hieronymus Bosch

Öte'denBeri severiz deliyi efenim, hor görmez hoş görürüz ve güleriz..  ucu kırık gövde sağlam kalemimi tembel kuyulardan teslim alma zamanı geldi derken kömür tonunda harfler, sıcacık,  deli deli dans ediyor, gülüyorum..

Toz Pembe Bir Deliliktir Yaşamak
Uz'un buz kestiği yerdeyiz,
 kurmuşuz sofrayı,
notalar meze,
açık deniz bir ormanı mesken tutmuşuz,
boy boy dalgalar ağaç gölgesi
üstümüze üstümüze düşmekte...
  
Hieronymus Bosch

Desiderus Erasmus / Deliliğe Övgü

ta baştan söylediğim gibi işte; zıtlıkların mükemmel uyumunda git öte gel beri, öte'denberi...
 
'akıl, kendini ancak deliliğin zıddında, deliliğin zıddı olarak tanımlayabilmektedir. öyleyse delilik toplum düzeninin varlığı için gereklidir; çünkü bu düzen kendine ancak negatifin aynasında kimlik verebilmektedir.'
 
cehalet ve bilgeliğin dansı
 
 
Desiderus Erasmus
"kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir"
 

Kafka-Dönüşüm

Kimselere yüklenmedim, yaslanmadım  Öte'denBeri...
Bir gün kendimden, üstüme aldığım tüm ödevlerden koşar adım kaçmaya karar verirsem, 
biraz da benim yükümü başkaları taşısın dersem, 
başkalarının sırtında el ense yatayım dersem, 
düzenin baş kahramanı tüm patronlara ise isyanım; 
"köleniz değilim artık yeter!" çığlığında isem, 
A grubu bir salak olarak, Asalak olarak uyanırsam ben de...




Dönüşüm; hepimizin günlük isyanlarını ütopik bir tepki olarak bir pazarlamacıyı kelimelerle böcek olarak resmedişi Kafka'nın. Vermeyi bıraktığı andan itibaren sesinin sinek vızıltısına benzetilerek söz söyleme hakkı elinden alınan kahraman, zamanla yalnızlığa, açlığa ve ölüme teslim olur...Sistem içinde veren el değil de alan el olduğunuzda daha az duyulur olur sesiniz ve yok sayılırsınız zamanla. Varlığınızın yegane yansıması vardır artık; yaydığınız huzursuzluk !

30 Temmuz 2013 Salı

Reis SEATTLE' ın ABD Başkanı Franklin Pierce'a Mektubu (1854)

"Ben vahşiyim 
ve dumanlı demir atın 
bufalodan 
nasıl önemli olabileceğini anlayamıyorum!."
Reis Seattle
Washington’daki Büyük Şef topraklarımızı satın almak istediğini bildiren sözünü göndermiş!.. Büyük Şef aynı zamanda dostluk ve iyi niyet sözlerini de göndermiş!.. Bu çok nazik bir davranış… Çünkü karşılık olarak bizim dostluğumuza hiç gereksinimi yok. Ama biz onun önerisini düşüneceğiz. Çünkü iyi biliyoruz ki eğer topraklarımızı satmazsak, beyaz adam silahlarla gelip onu gene elimizden alabilir. Ama biz bazı şeyleri anlamıyoruz. Gökyüzünü, toprağı, kayaların ısısını, nasıl olur da alıp satabilirsiniz? Bu düşünce bize garip geliyor!  Eğer biz havanın tazeliğine ve suların pırıltılarına zaten sahip değilsek, siz onları nasıl satın alabilirsiniz?

Biz bunları belki de vahşi olduğumuz için anlayamıyoruz!.. Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün o kumsallar ve sahiller, karanlık ormanlardaki sis, uçsuz bucaksız alanlar ve havada vızıldıyarak uçuşan her bir böcek, halkımızın anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden sızan sular, Kızılderili’nin anılarını taşır. Beyaz adamın ölüleri, yıldızlar arasında yürümeye gittikleri vakit, doğdukları ülkeyi unuturlar. Halbuki bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Nasıl biz dünyanın bir parçası isek, o da bizim bir parçamızdır. Güzel kokulu çiçekler, bizim kızkardeşlerimizdir. Geyik, at, büyük kartal bunlar da bizim erkek kardeşimizdir. Kayalık tepeler, ıslak çayırlardaki damlalar, atın vücudundan bularlaşan ısı ve insan; hepsi aynı ailedendir. Öyleyse, Washington’daki Büyük Şef, topraklarımızı almak isterken bizden çok şey istemiş oluyor.

Büyük Şef bize rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayırdığını söylemiş. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacakmışız!.. Öyleyse topraklarımızı alma önerisini düşüneceğiz. Ama bu kolay olmayacak. Çünkü bu toprak bizim için önemlidir. Dereler ve nehirlerden akan pırıltılı sular, sadece su değildir. Onlar bizim atalarımızın kanıdır. Eğer toprağı size satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlayınız ve bunu çocuklarınıza da öğretiniz. Göllerin berrak sularındaki her bir yansıma, halkımızın yaşamından olaylar ve anılar anlatır. Suyun mırıltısı, babalarımızın babalarının sesidir. Nehirler ise bizim erkek kardeşlerimizdir. Susuzluğumuzu giderirler, kanolarımızı taşırlar ve çocuklarımızı beslerler.

Eğer toprağımızı size satarsak hiçbir zaman unutmayın ve çocuklarınıza da öğretin ki, nehirler bizim olduğu kadar sizin de kardeşinizdir. Bu nedenle herhangi bir kardeşinize göstereceğiniz saygıyı nehirlere de göstermelisiniz.

Kızılderili her zaman, ilerleyen beyaz adamın önünde geri çekilmiştir. Tıpkı dağlardaki sisin sabah güneşi önünden kaçması gibi. Ama babalarımızın külleri kutsaldır. Mezarları kutsal topraklardır. Bu tepeler, ağaçlar dünyanın bu parçaları, bize sunulmuştur. Beyaz adamın bizim yollarımızı anlamadığını biliyoruz. Beyaz adam için, toprağın bir parçası diğeri ile aynıdır. O sadece geceleri bir hırsız gibi gelip, topraktan ihtiyacı olanı alıp giden bir yabancıdır. Aldıklarının kendinden parçalar olduğunun bilincinde değildir. Dünya onun anası değil düşmanıdır. Onu yendikçe ilerlemeye devam eder. Ve yolunda giderken babalarının mezarını geride bırakır. Buna da hiç aldırmaz. Dünyayı çocuklarından uzaklaştırır. Buna da aldırmaz. Babalarının mezarları, çocuklarının bu dünyadaki hakları unutulmuştur.

Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır.

Bilmiyorum, bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin yer yoktur. Orada bahar gelince yaprakların açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü, takırtı bizim kulaklarımıza bir hakaret gibi gelir. İnsan eğer bir kuşun yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini dinleyemezse, yaşamın ne anlamı kalır? Ben Kızılderiliyim… Bunlardan başkasını anlayamam…

Bir Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgarın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgarı herşeye yeğler. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır. Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için çok değerli olduğunu hatırlamalısınız. Unutmamalısınız ki, hava sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyük babamıza ilk nefesi veren rüzgar, onun son soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhunu verir. Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tad alan rüzgarı koklamasını öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.

Toprağımızı almak önerinizi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak… Kızılderililer sizin yollarınızı, sizin adetlerinizi anlamazlar. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm!.. Beyaz adamın, geçerken dumanlı demir attan vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hala anlayamadığım binlerce bufalo.. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın bufalodan nasıl önemli olabileceğini anlayamıyorum!.. Ve biz vahşi olduğumuzdan bufaloyu yalnız aç kalmamak için öldürürüz. Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar yok olsaydı, insan ruhu o büyük yalnızlığa dayanamaz ölürdü. Ayakları altındaki toprakların, büyük babalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Toprağın, akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu çocuklarınıza söyleyiniz. Böylece toprağa saygı duyarlar.

Bizim çocuklarımıza öğrettiğimizi, siz de kendi çocuklarınıza öğretin: Dünya anamızdır. Dünyaya ne kötülük olursa, oğullarına da aynı kötülük olur. Eğer insanlar yere tükürürlerse, kendi yüzlerine tükürürler. Biz bunları biliyoruz. Dünya insanlara ait değildir. İnsanlar dünyaya aittir. Bütün her şey, aileyi bağlayan kan bağı gibi, birbirine bağlıdır.

Halkım için ayrılan bölgeye gitme önerinizi düşüneceğiz. Ayrı ve barış içinde yaşayacağız. Geri kalan günlerimizi nerede geçireceğimiz o kadar önemli değil artık. Çünkü çocuklarımız babalarının aşağılandığını görürler. Kalan günlerimiz çok olmayacaktır. Bir zamanlar sizin gibi güçlü olanların ve ormanlarda özgürce dolaşanların mezarları da kalmayacak. Onları anmak ve yaslarını tutmak için, bir zamanlar bu dünyada yaşamış olanların çocukları da kalmayacak… Bunun için neden yas tutalım?

Kabileleri insanlar yapar. İnsanlar gidince, kabileler de olmaz. Kızılderili de yok olur. Tıpkı denizin dalgaları gibi; insanlar gelir ve insanlar gider. Şimdi de sanki arkadaşıymış gibi kendisiyle konuşabilen Tanrısıyla birlikte beyaz adam gelmiştir. Bildiğim bir şey var ki, belki beyaz adam da bir gün bunu keşfedecektir. Siz nasıl şimdi bizim toprağımıza sahip çıkmak istiyorsanız ve sonunda sahip olduğunuza inanacaksanız, aynı şekilde Tanrınıza da sahip olduğunuza inanıyorsunuz. Ama hiçbir zaman olamayacaksınız!.. Eğer Tanrı sizin anlattığınız gibi gerçek Tanrı ise, sevecenliği yalnız beyaz adama olamaz.

Beyazlar da bir gün diğerleri gibi geçip gideceklerdir. Tıpkı denizin dalgaları gibi. Yatağına pislik yığmaya devam eden, bir gece kendi pisliğinde boğulacaktır.

Son, bize bir sırdır… Sizin getirdiğiniz gibi bir sonu biz anlayamıyoruz. Dipdiri tepelerin konuşan tellerle lekelendiğini, ormanın gizli köşelerini neden pek çok beyaz adamın kokusunun doldurduğunu, vahşi atların neden tutsak edildiğini, bufaloların neden katledildiğini biz anlamıyoruz. Böyle bir son bize bir şey anlatmıyor. Çalılıklar nereye gitmiş?.. Kartal nereye kaybolmuş?.. Hızlı koşan bir ata ve av avlamaya neden veda etmek gerecekmiş?.. Bütün bunlar ne demektir?.. Yaşamın sonu… Ve; herhalde yeniden yaşamaya çalışmanın başlangıcı…

Toprağımızı alma önerinizi düşüneceğiz. Kabul edersek, bu belki de bize vaat ettiğiniz bölge için olacaktır. Orada belki de kalan günlerimizi gönlümüzce yaşayabiliriz. Bu dünyada, son Kızılderili de yok olduğu zaman, yalnızca çayırlar üzerinde bulut gibi hareket eden bir anı kalacaktır. Bu kıyılar, bu ormanlar halkımın ruhunu koruyacaktır. Çünkü onlar bu dünyayı yeni doğan bir çocuk anasının yürek atışını nasıl severse, öyle severler… Öyle ise, toprağımızı alırsanız, onu bizim sevdiğimiz gibi seviniz. Onunla bizim ilgilendiğimiz gibi ilgileniniz. Anılarını da aynen saklayınız.

Onu çocuklarınız için; bütün gücünüzle, bütün aklınızla ve bütün kalbinizle koruyunuz ve seviniz. Göreceksiniz… Bütün bunlardan sonra, kardeş de olabiliriz.

Duwarmish Kızılderililerinin Reisi

Reis  Seattle

28 Mayıs 2013 Salı

Kemanın Kahkahası - Itzhak PERLMAN

Itzhak PERLMAN - Kemanın gülen sesi, hatta kahkahası...OTE'denBERİ zevkle dinlemek ve dinletmek için kulağının duyduğu günde duyurmak için sunar..
İsrailli-Amerikalı kemancıorkestra şefi, ustalık sınıfı (master class) eğitmeni. 20. ve 21. yüzyılın en üstün kemancılarından biri olarak görülmektedir. Halen eşiyle birlikte New York’ta yaşamaktadır. Whttp://tr.wikipedia.org/wiki/Itzhak_Perlman



derlerki : Müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın "en üstün keman virtüözü" kabul edilen Itzhak Perlman, bu akşam İstanbul Kongre Merkezi'nde konser verecek. (28.05.2013)

derki :  "Çaldığım herşey, en iyi eser ve en iyi besteci oluyor. Bir şeyi beğenmezsem çalmam. Çalmadığım herhangi bir şeyi sevmiyorum" 

Itzhak Perlman, 4 yaşında geçirdiği çocuk felci sonrası düzelme göstererek koltuk değnekleriyle yürümeyi öğrendi. Perlman, koltuk değneklerinin yanı sıra hareket etmek ve otururken keman çalmak için elektrikli "amigo scooter" kullanıyor.