Hakkımda

Fotoğrafım
gelip geçerken kancasız oltama takılanlar;

10 Şubat 2012 Cuma

Meyh@ne Öte'denBeri...

                                                    Haydarpaşa Gar Meyhanesi                         
Antalya'dan Canımız  geldi, nasıl ağırlasak ;
Uzun zaman oldu Rakı'yı suya çalmayalı. Hem misafirimizi ağırlayalım hem de
Haydarpaşa Garı’ndan şehirlerarası son tren kalkarken, geride bıraktığı 100’ü aşkın  işsiz kalan işçi ağabeylerimizi, kardeşlerimizi analım dedik. Yani yine Öte'denBeri olduğu gibi gamzeyi gözyaşı ile yıkayalım, zıtlıkların dengesinde dik durmaya çalışarak. Efendim sözün kısası tam da bu akşam buradayız, afiyetle...

7 Şubat 2012 Salı

MUTLULUK FABRİKALARI

Hafta sonlarımızı hapsettiğimiz duvarlar 'mutluluk fabrikaları' kimler tarafından nasıl tasarlanmış, ev sahipleri kimler, vs. vs.
Ote'denBeri olarak kulaktan kulağa yaydığım indirim dalgaları dışında oluşumu ve teknik yapıları hakkında çoğunlukla AVM'leri ele almış hazır bir sunum paylaşıyorum...
ilgilisi için VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi Sunar


Galeri Işık Teşvikiye’nin ev sahipliği yaptığı , VitrA ve Türk Serbest Mimarlar Derneği’nin işbirliğiyle gerçekleştirilen VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi projesinin ilk sergisi, 7 Şubat-17 Mart 2012 tarihleri arasında ziyaret edilebiliyor. VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi Sunar: Mutluluk Fabrikaları adlı sergi, başta alışveriş merkezleri ve ofis binaları olmak üzere, her gün milyonlarca insanın saatlerini geçirdiği ticari yapılardaki gündelik hayatı ve son 10 yıldaki dönüşümü ele alıyor. 2000 yılından bu yana üretilmiş ticari yapılardan oluşan bir seçkiye yer veren kitap ise sergiyle eşzamanlı olarak yayımlanıyor.

Küratörlüğünü Mimar Saitali Köknar’ın yaptığı “Mutluluk Fabrikaları”, ticari yapıları, binalar olmadan anlamaya çalışan bir mimarlık sergisi. Sergi, alışveriş merkezi (AVM) ve ofis binalarının kendine değil, şekillenmelerine sebep olan ilişkilere ve yarattıkları deneyimlere odaklanıyor. Vitrin mankeni, alışveriş sepeti, barkod gibi ticari unsurları da içine alarak, çoğunlukla tüketim odaklı gündelik hayatımıza ilişkin manzarayı açığa çıkarmayı hedefliyor.

Sergide, ticari yapıları çevreleyen konular, 16 bölüm altında 14 mimari ekibin katılımıyla inceleniyor. Projeye araştırmacı kimlikleriyle katılan ekipler, ticari yapıları çevreleyen verileri yorumlayarak; “Muhteşem Makinalar ve Sıradan Yaşamları, “Umut Tarlaları “Bu Şehirde Sanal Reklam Uygulaması Vardır”,“Dikkat Kaygan Zemin” ve “Çalışmasam” gibi ilgi uyandıran isimleriyle, ziyaretçileri etkileşime açık popüler bir sergiye davet ediyor. Bölümler aynı zamanda, serginin taşınıp saklanmasına da yarayan, özel tasarlanmış sandıkların içine yerleştirilerek sergileniyor.

Çağdaş mimarlıkta bellek oluşturulmasına katkıda bulunmayı hedefleyen VitrA Çağdaş Mimarlık Dizisi projesi kapsamında; sergi, panel ve yayınlar gerçekleştiriliyor. Sergi,  17 Mart’a kadar Pazar günleri hariç her gün 10:00-20:00 saatleri arasında   Galeri Işık Teşvikiye’de ziyaret

Bob MARLEY,

1945' bugün doğdu...
''O'nun ilk aşkı olmayabilirsin, son aşkı da; hatta bir tanesi de, daha önce aşık oldu, tekrar olabilir. Ama şu an seni seviyorsa daha ne olabilir ki? Tıpkı senin gibi, o da mükemmel değil ve ikiniz birlikte asla mükemmel olamayabilirsiniz. Ama şayet o senigüldürebiliyorsa, iki kez düşündürebiliyorsa -kabul edersin ki; insanlar hata yaparlar- onu seninle tutmaya çalış ve ona verebileceğin herşeyi ver. Seni günün her anında düşünmüyor olabilir ama sana kırabileceğini bildiği bir parçasını verecektir -kalbini. Yaralama onu, değiştirmeye çalışma, çözümlemeye kalkma ve verebileceğinden fazlasını bekleme. Seni mutlu ettiğinde gülümse, kızdırdığında fark etmesini sağla ve yokken özlediğini bil.'' Bob MARLEY

Gerçek ismi Robert Nesta MARLEY olan Bob MARLEY 1945 Jamaika doğumludur.
Birleşmiş Milletler "Barış Madalyası", 1978'de Afrika insanına yapılan insancıl yardımlara şarkılarıyla destek olduğu için, Bob Marley'e verilmiştir. Ve bu ödülü aldığı sene insancıl yardım amacıyla Jamaika'da konsere çıkmıştır. Müzisyenliğiyle uluslararası alanda kabul gören Marley, insani yönüyle de büyük takdir kazanmıştır.
Ömrünün son sözleri oğlu Ziggy ‘e “para hayatı satın alamaz.” oldu.

Öte'denBeri kulak verilmeli dediğimiz sözlerden bazılarınıda O söylemiş;
'Who are you to judge the life I live. I am not perfect and I don't have to be. Before you start pointing fingers, make sure your hands are clean' ;
'Sen kimsin yaşadığım hayatı yargılayacak. Mükemmel değilim, olmak zorunda da değilim. Beni parmağınla göstermeden ellerinin temiz olduğundan emin ol.' 

-ve hep O'nun dilinde :)

3 Şubat 2012 Cuma

Wislawa SZYMBORSKA

BİTİŞ ve BAŞLANGIÇ
Her savaşın ardından birileri ortalığı temizlemeli.
Az buçuk bir düzen kendiliğinden kurulmaz
Birileri temizlemeli kürekle yollardaki döküntüleri
ki ceset dolu arabalar devam edebilsin yollarına
Birileri tıkanıp kalacak elbet çamurlarda ve küllerde
parçalanmış koltuklarda, cam parçalarında ve kanlı bezlerin arasında
Birileri kütükleri bulup dayamalı duvarlara
pencerelere cam takmalı kapıları geçirmeli menteşelere
Kendiliğinden olmaz bunlar, fotoğraflarda yıllar, yıllar alır.
Tüm kameralar şimdiden başka bir savaşa gitti.
Köprüler yeniden kurulmalı ve istasyonlar yenilenmeli.
Kolları sıvamaktan gömleğin kolları parçalanmalı
Birisi elinde süpürge anlatıyor savaşın nasıl olduğunu.
Öbürü dinliyor ve parçalanmamış başını sallıyor.
Fakat hemen çok yakında bulunmalı böyleleri tüm bunlardan yorgun.
Birileri bazenkazıp çıkarmalı çalıların altından
o boktan gerekçeleri fırlatıp atmak için çöplüğe
Onlar ne yaptıklarını bilenler yer açmalı
kendilerinden az bilenlere azdan daha az bilenlere.
Hiç bilmeyenlere.
Çimenler örtüyor şimdi nedenleri ve yaşananları.
Birileri yattığı yerden ağzı açık bakıyor bulutlara.
Yolculuğunun veda safhasında tanışmamız benim ayıbım...
''1923 yılında Polonya’nın batısındaki bir köyde dünyaya gelen Wislawa Szymborska, sekiz yaşında ailesi ile birlikte taşındığı Krakau’dan ayrılmadı. Szymborska, 1939 yılında Naziler Krakau’yu ele geçirdiğinde Yahudilerin toplama kampına gönderilmelerini engellemek için demiryollarında işçi olarak çalışmaya başladı.'' http://haber.gazetevatan.com/siirin-mozarti-sustu/428570/166/Haber 'Nobel Komitesi 1996 yılında ''Edebiyat Ödülü''ne layık gördüğü Szymborska'yı ''Şiirin Mozart'ı'' olarak nitelenmişti.' http://www.focushaber.com/nobel-odullu-wislawa-szymborska-hayatini-kaybetti-h-108544.html

1 Şubat 2012 Çarşamba

Karrevan içindeyim!

Bakıyorum usul usul, 
Duyuyorum uğul uğul,
Yazıyorum lapa lapa...
Şehre kar düşüyor,
Şehri kar döşüyor!
Bir sızı,
Bir isyan,
Parmak uçlarımdan içeri...
Üşüyorum,
Karrevan içindeyim !

25 Ocak 2012 Çarşamba

- CAPİTAN !

İzlerseniz dilinize dolanacak 'Capitan'!
Günlük kavgalarımız, ihtiyaç duyduklarımız, bağlarımız, yasaklarımız, mutlu ve mutsuz olma sebeplerimiz; hepisine hadi oradan dedirten bir baş yapıt. Gözlerim dolu dolu izledim.
İzletenlere teşekkürlerimle...
Ait olduğu topraklar sorulduğunda 'gezginim' diyerek sınırları yok sayan doğal bir doğa bilgini. İzlediğim en samimi, en dost, en dürüst karakter. Ait olduğu coğrafya ile bütünleşmişliği, hiç tanımadığı ve tanışmayacağı canlıların haklarına duyduğu saygı şimdilerde çok rastlayamayacağımız toklukta.
Doğadan aldığının karşılığını doğaya veriyor Uzala.

                                  O bir Dersu UZALA.
"Rus ordusundan bir araştırmacı, uzaklardaki bir ormanda araştırma yaparken, doğanın dilinden anlayan, bilge Dersu Uzala ile karşılaşır. Bu karşılaşma, araştırmacıya doğanın ve dostluğun anlamını hatırlatır ve onu yeni bilgilerle donatır."
Dersu Uzala adamdır!
Dersu Uzala: "Biriktirdiğim paramı handaki bir adama vermiştim. Bunu üzerimde taşıyamam sen benim yerime göz kulak olursun diyerek. Sonra hana gittim. Adam paramla birlikte gitmiş. Neden böyle birşey yapmış anlamadım. Eğer ihtiyacı olduğunu söyleseydi ona verirdim ki"
Dersu Uzala günümüzde maddiyat hırsı olan insanlar gibi değildir. Arseniev’in eşinin neden suya ve oduna para vermek zorunda olduğunu anlayamaz. Hatta buna kızar, Dersu’ ya göre bu çok saçmadır. Bu tür temel gereksinimler doğanın insanoğluna bir lütfüdür. Ama insanlar bundan kâr elde etmeye çalışırlar. Dersu Uzala şehir yaşamına ayak uyduramz çünkü bu gibi yapılanmalar insanoğlunun doğasına aykırıdır.
 Capitan (Yüzbaşı Arseniev) ve Dersu Uzala
"Dersu Usala Akira Kurusawa'nın sinema dilinde insanlığa hediyesidir."  'İmparator' Akira Kurusawa,
Vladimir Arsenyev’in anılarından yola çıkılarak çekilen film, ünlü Japon yönetmene En İyi Yabancı Film Oscar ödülü kazandırdı. Bir çok kaynakta sinema sanatının başyapıtları arasında gösterilmektedir."çektiğim bütün filmlerin toplamında 'gerçek sinema' diyebileceğim 3, hadi bilemediniz 4 dakika vardır."  diyen dahi yönetmenden mutlaka izlenmesi gerekenler:
Yedi Samuray
Dersu Uzala
İsyan (Ran

24 Ocak 2012 Salı

"Bir Merihli'nin Raporu"

Dünyayı bir Merihli  gözüyle anlatıyor Çetin Altan. Kaleme alındığı dönemde dünya nüfusu 3 milyar. İstedimki Öte'denBeri değiştiremediklerimiz de yer alsın burada...

Geçip Giderken'den - Çetin ALTAN,

Gizlice Dünya'ya indim. Onların biçimine girerek aralarına karıştım. Gördüğüm şeyler müthişti. Üç milyar insan var Dünya'da; yarısı aç ve donsuz, yarısı tok ve haris. Henüz kendi meselelerini halledecek bir seviyeye ulaşamamışlar. Durmadan birbirlerini öldürmeyi düşünüyorlar. Akılları fikirleri:
- Ben ilk fırsatta şu kadar adamı öldürürüm.
- ...
- Ben punduna getirirsem, bu kadar adamı yok ederim...
***
Bunun için olmadık silahlar yapmakla meşguller. Bir hesap ettim, birbirlerini öldürmek için harcadıkları parayla gücü; açlarla donsuzları doyurup giydirmeye harcasalar, pekâlâ mesut olacaklar. Vahşi oldukları için, bu kadarına kafaları yetmiyor.
Kim ne yaparsa, ötekine daha pahalıya satarak, açıktan menfaat sağlamaya uğraşıyor. Dertleri günleri, birbirlerine kazık atmak.
***
Arz'ı birtakım hudutlara bölmüşler, ortalarına bayraklar dikmişler, etrafına silahlı silahlı adamlar dizmişler. Nutuklar söylüyorlar, bağırıyorlar, çağırıyorlar. Ve hep başka bayrakların altındakileri kolluyorlar. Bir taraf hırladı mı, öteki taraf da hırlıyor. Sonra bu hırıltılara başka bölgelerdeki hırıltılar da karışıyor.
Size bunlar komik gelecek ama, gerçek böyle...
***
Ayrıca aynı bayrağın altında toplananların da, birbirleriyle geçindikleri pek iddia edilemez. Bir avuç toprak ele geçirdiler mi:
- Bu benim, diye tepin tepin tepiniyorlar.
Zaten Dünya'da kıyametin başı buradan kopuyor:
- Bu benim.
- Hayır, benim.
***
Üstelik ömürleri de pek kısa. Yetmiş-seksen yıl ya yaşıyorlar, ya yaşamıyorlar. Öldükten sonra da Cennet, yahut Cehennem diye bir yere gideceklerine inanıyorlar.
Hem hudutların içinde fert ferde, "bu benim" kavgası yapıyorlar; hem hudutları dışında topluca, "bu da benim" diye dolaşıyorlar. Daha olmazsa öldürüyorlar birbirlerini...
***
Bir çocuk yetiştirme usulleri var, havsala almaz. Çocukları taş binalara kapıyorlar:
- Atalarımız büyük adamlardı, herkesi keserlerdi, sen de onlar gibi herkesi kesmelisin, diye talim ettiriyorlar.
Çocuklar salağa dönmüşler. Hangi bölgenin çocuğuna sorsan:
- Benim atalarım ötekilerin atasından daha kuvvetliydi, deyip duruyor.
***
Nasıl olmuşsa olmuş, yanan bir su ile elektriği bulmuşlar. Bütün aletlerini onlarla çalıştırıyorlar. Bunun dışında, hiçbir teknik marifetleri yok. Henüz mikropları dahi yenememişler. Hele organik arızaları ameliyatla tedavi etmeye kalkıyorlar ki, bu da ne kadar vahşi olduklarını gösteriyor.
***
Kadınlar pek garip. Süsleniyorlar, püsleniyorlar ve nazlanıyorlar. Aşkı karışık bir problem haline getirmişler.
Bir kadınla bir erkeğin sevişmesi bir mesele Dünya'da... Şahitler aranıyor, imzalar atılıyor, hükümetler işe karışıyor.
Ayrılmalar daha da berbat. Gene şahitler, gene hükümet adamları...
***
Acayip acayip şarkılar söylüyorlar:
- Bu kadın neden benim olmuyor?
- Bu erkek bana bir daha sarılacak mı acaba, gibi...
***
Böylesine bir deliliği, imkânı yok tasavvur edemezsiniz.
Biri gizlice sevişmeye kalktı mı -hükümete haber vermeden sevişmek suç Dünya'da- polisler onları basıyorlar. Herkes biraz aşk hastası. Konuşmalarına kulak verin, yüzde doksanı sevişme üzerine...
Erkekler:
- Ben şu kadar kadın elde ettim, diyorlar.
Kadınlar:
- Beni herkes beğenir, diye övünüyorlar.
***
Arkasından kimin kiminle seviştiğini araştırıyorlar. Bunun için kitaplar yazıyorlar, resimler yapıyorlar, dedikodu uyduruyorlar. Vahşiliklerinin yanında; böyle de, bir delirmiş tarafları var.
Ayrıca küfürleri de aşk üzerine. Bir adam, bir adama kızdı mı:
- Ananı seveyim, diyor.
Öteki de ona:
- Ben senin ananı seveyim, diyor.
***
Bir iptidailik, bir rezalet, bir manyaklık, bir boğazlaşma... Kâinatta güneş sisteminin bir pisliği halinde Dünya... Acımak mı gerek, yoksa imha etmek mi gerek, bilemiyorum. Herhalde buralara gelmelerine asla müsaade etmemeli...