Hakkımda

Fotoğrafım
gelip geçerken kancasız oltama takılanlar;

24 Nisan 2013 Çarşamba

Sunay Demircan'ın kaleminden; Yolculuk nereye veya quo vadis?

"Dilerim ki, Tanrı toprak ana ile gök babanın evladı olduğumuzu hatırlatmak için çok acı çektirmez." S.Demircan

Öte'denBeri  cevabını aradığımız sual ile kapı açmış Sn.Sunay Demircan bu yazısına...

Yolculuk nereye veya quo vadis?

Havyar sever misiniz? Ayıptır söylemesi, eskiden az da olsa yerdim. 

Bizim evin arkasında tutulurdu dünyanın en kıymetli havyarını sunan balık, morina (mersin balığı). Karadeniz’de yaşayan mersin balıkları yumurtlamak için Kızılırmak’dan içeri girmeye çalışırlarken, yakalanırdı.

Dev balıklardı mübarekler. Ben diyeyim 100 kg., siz deyin 200... Vallahi avcı palavrası değil, 1.500 kiloluk morina var tarihte. 
Kuyruğu bile Karadeniz illerini beslemeye yeterdi (bu biraz avcı işi oldu) Simsiyah, pırıl pırıl bir havyar çıkardı içinden. Güzelce işlenip, kutulanır, doğru yurt dışına giderdi. 

Geçen gün bir marketin balık reyonunda gördüm. Bilenler bilir, havyar (siyah) kutusu tipiktir. Baktım, Rusça ve kril harflerinin takliti ingilizce chaviar yazıyor kapakda. Bir de mersin balığı resmi. Altında da, “original product of Russia” yazmışlar.

Karadenizde mersin balıklarını bitirdik şükürler olsun. Ruslar, Azeriler ve İranlılar uyanıklık yaptılar, Hazar Denizi’nde balığı yakalayıp ameliyatla yumurtasını alıp, balığı geri bıraktılar.

Biz Türk usulu çalıştık, balığı da, yumurtayı da yedik. (Hatta yumurtlama erginliğine gelmemiş balıkları da yedik).
Kavanozdan gördüğüm kadarıyla siyah inci taneleri parlıyor, tıpkı havyar. 

Satıcıya sordum,“bu mersin balığı havyarı mı?”,“evet abi” dedi.

“Neden ucuz?” “Rusya’dan geliyor abi, Hazar havyarı”.
Kavanozun altındaki etiketi de okumalı. Derin bilgiler var orada. 
İçindekiler: okyanus balık bulyonu (uskumru); tuz, zeytin yağı; pektin E211, sodyum benzoat E202, Potasyum Sorbat, Doğal renk E153. Muhteşem, değil mi?
Sen uskumruyu al, parçala, minik toplar yap, siyaha boya, koruyucu kimyasallarla harmanla ve elaleme “doğala özdeş havyar” diye kakala. Satan adamın haberi yok. 

Baktım markette zencefilli gazoz da var, ithal etmiş büyüklerimiz, sağolsunlar. İçinde zencefil var mı? Yok. Aroması da, rengi de yapay. Ama kendisi doğala özdeş. 

Bizim bir çiçekçi var, serada karanfil ve gül yetiştiriyor.

Satmadan önce üstlerine koku sıkıyor. Doğala özdeş gül! Zavallı bülbül!

Kayseri’nin en ünlü mantıcısına götürdüler, 
Kaşıkla diye bir yer. ‘Yer’ demek doğru değil, entegre tesis mübarek.Bir kapıdan 80 kilo giren, diğer kapıdan 100 kilo çıkıyor. “En iyi Kayseri mantısı burada”

Aldım iki kutu, eve getirdim koydum dondurucuya.

Bir ay sonra yemeğe kalktık, baktık mantı acılaşmış.
Niye ki? Et mi bozuldu?

Etin bozulması mümkün değil, çünkü et yerine soya kıyması kullanıyorlar, içinde et olan mantı neredeyse kalmadı.

Acılık içindeki azot gazından geliyor. Raf ömrü uzasın diye paketlenme aşamasında azotu basmışlar mantıya. Doğala özdeş!

Bir bilgi daha: O, mantının raf ömrü uzasın diye içine konan azot gazı zamanla gıda zehirlemesine yol açıyor.Bunların hepsi doğayla özdeş gazlar. Onlara “gıda gazı” diyorlar. Azot gazı da, oksijen de istenmeyen durumlarda inert atmosfer oluşturarak gıdaların kısa sürede bozulmasını önlüyor.Mesela, taze etlere de oksijen gazı veriyorlar ki, hep taze, kıpkırmızı görünsün raflarda. Yasal bunlar, girin internete “gıda gazı” diye yazın, görün neler yediğinizi.

Markete üzüm gelmiş. Kırmızı, iri, dipdiri şeyler.
Erik gibiler maşallah! Nereden geliyor bunlar? Şili'den. Şili mi? Evet! Kaç gündür buradalar?
3-5 gün oldu.

Düşünün, Şili'nin bir köyünde topluyorlar bunları. Uzun yolculuklar sonunda bizim kasabaya kadar geliyor.

Bir süre bizim manavda bekliyor. Alıyorsun eve getiriyorsun, evde de 3-5 gün daha, bana mısın demiyor. Hala kütür kütür. 
İyi ama, nasıl? Şahane şeyler var, adına ilaç diyorlar. 

Üzümlere verilen bu ilaçlardan birinin etiketindeki faydaları sayalım mesela:Dane büyüklüğünü arttırır, Dane ağrılığını arttırır,

Dane şeklini daha düzgün olarak değiştirir,
Tam olgunlaşmadan daneye parlak sarı yeşil rengini verir,
Dayanıklı ve dirençli kabuk sayesinde hasat ve hasat sonrası olabilecek yaralanmalar en aza iner, hastalıklara direnç katar,
Kullanım dozu yükseldiğinde sofralık üzümlerde hasadı geciktirir. Raf ömrü uzar.
Nedir bu? Sitokinin. Büyüme hormonu.
Bakın şu şansa ki, sitokinin insanda da aynı işe yarıyor.
Sonra anneler şikayet ediyorlar “ee benim çocuk erken kıllanıyor!” Bu dünya böyle hanım abla, sen üzümü alırken kıllanmazsan, çocuğun kıllanır. 

Adana’da çiftçilerle çalışıyoruz.

Yaz güneşi altında soğutması olmayan tankerle süt topluyorlar mandıralara. Şöföre soruyorum “bozulmuyor mu bu sıcakta süt?”“Abi, tankere iki bardak hidrojen peroksit döküyorum, akşama kadar bir şey olmuyor.”Hidrojen peroksit dediği şey kadınların saçlarının rengini açmak için kullandıkları bir kimyasal. Çok kötü değil, sadece canlıları öldürüyor. Süte koyunca bütün bakteriler ölüyor, geriye bozulacak bir şey de kalmıyor. Doğala özdeş süt!

Bu anlattıklarımın hepsi yasal. Temel problem şu ki: 
İnsan doğa ilişkisi değişti. İnsan yeni bir doğa kurgusu yaptı, kendini doğanın dışına aldı, doğayı alınır-satılır mal yaptı, sentetikleştirdi ve tüketime sundu.

Hal böyle olunca, insan kendinin doğal bir varlık olduğunu unuttu. (beşer işte, unutacak elbet)

İnternetten pantalon, ayakkabı, peynir, arkadaş ve sevgili edinmeyi marifet bildi.Optik kabloların sunduğu hayatı da hayat bildi. insan artık bu Doğala özdeş!

Direnmek lazım.

Bakkalı, manavı, kasabı, süpermarkete karşı korumak lazım.
Semt pazarlarını kullanmak, pazarcı esnafıyla dostluk kurmak lazım. 
Hijyen, reklam, ambalaj illizyonuna teslim olmamak lazım.
Bir de, son moda “doğal ürün – yöresel ürün pazarı” adıyla işin cılkını çıkartanlara karşı uyanık olmak lazım.
Ama en önemlisi, Ara sıra doğaya çıkıp, derin derin nefes almak lazım.
Dilerim ki, Tanrı toprak ana ile gök babanın evladı olduğumuzu hatırlatmak için çok acı çektirmez.

Sunay Demircan

"Sınırda Yaşamak"

Doğduğum toprakların siyah akan terine, emeğine selam olsun.. 
İşçi Bayramı yaklaşıyor. 
Emeğe dost bütün gönülleri  OTE'denBERİ sevgiyle, saygıyla ve de hasretle selamlıyoruz..


 "Festivalindeğişmez illüstrasyonu Karagöz ve Şarlo bu yıl“Sınırda Yaşamak” temasıyla mitolojide tanrılar tarafından cezalandırılan ve bu cezaya direnen ilk insan Sisyphus’a (Sisifos) gönderme yaparak, Ortadoğu’daki savaşın,  açlık ve yoksulluğun sınırlarında umudu ve emeği ile ayakta kalmaya çalışanların öykülerini beyaz perdeye taşıyor. " 
devamı için http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=412732&kn=12&ka=4&kb=12

5 Şubat 2013 Salı

Dave Brubeck


Take The 'A' Train - 1966

 92. yaş gününden 1 gün önce Han'ı terketti, ( 6 Aralık 1920 - 5 Aralık 2012 ) 
Öte'den beri ve sonra, dinleyin, dinlenin..


mutluluk...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Ünvan-sız !


Fotoğraf sanatçısı ve iş adamı Dora Günel, “Unvan-sız” isimli fotoğraf kitabını yayınladı. Günel, kitabında 141 siyah beyaz fotoğrafla, çalışanların iş ve sosyal hayattaki yaşam tarzlarının farklılıkları ve benzerliklerini anlatıyor

1970’li yılların sonuna doğru eğitimine devam ettiği Gazi Eğitim Enstitüsü Almanca Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde iken tezgahtar olarak çalışmaya başladığı BSH Ev Aletleri şirketinde şu anda eğitim ve ticari koordinasyon müdürü olan Dora Günel, tam bir fotoğraf aşığı. 37 yıl aynı şirkette yürüttüğü istikrarlı ve başarılı kariyerini, fotoğrafa olan ilgisiyle beslemiş. Geçtiğimiz ay, Dora Günel`in "Unvan-sız" isimli fotoğraf kitabı yayınlandı. Günel, kitabında uzun zaman birlikte çalışan iş insanlarının aslında birbirlerine olan yabancılıklarını da kare kare ele almış.

“Unvan-sız” dan bir kare..

İTÜ'lü öğrenciler !!!



Schneider Electric’in dünya çapındaki üniversite öğrencilerine yönelik “Çevreci Şehirler Yarışması”na bu yıl 1100 yarışmacı ve 550’den fazla takım katıldı. Brezilya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, ABD, Rusya, Türkiye ve Polonya’dan gelen öğrencilerin katıldığı yarışmada İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Cansu Çelik ile Hasan Erdem Harman’ın “Şehirde Günışığı” isimli projesi 2. oldu

Dünya çapındaki üniversite öğrencilerinden, şehirler için hayati önem taşıyan konut, üniversite, perakende, su ve hastane sektörlerine yönelik uygulanabilir enerji yönetimi çözümleri tasarlamaları istendi. Nisan ayında 2. aşaması gerçekleşen yarışmanın en iyi 100 fikir ikinci tura çıkma şansını yakaladı. Bu aşamada ekipler fikirlerini geliştirmek için 5 hafta Schneider Electric içerisinden danışmanların, fikirlerini geliştirmeleri için ekiplere destek olduğu yarışmada, yenilikçi olduğu kadar sektöre değer katacak nitelikte ve gerçekleştirilmesi mümkün olan projeler finale kaldı. Finali Paris’de gerçekleşen yarışmanın ekiplerine Schneider Electric’in üst düzey yöneticileriyle temaslarda bulunma fırsatı ve Schneider Electric tesislerini ziyaret ederek çalışanların tecrübelerini birinci ağızdan paylaşma imkanı buldu.

Brezilya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, ABD, Rusya, Türkiye ve Polonya’dan üniversite öğrencilerinin yer aldığı yarışmaya, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Cevher Hazırlama ve İmalat Mühendisliği Çift Ana Dal Öğrencisi Cansu Çelik ile İmalat ve Makine Mühendisliği Çift Ana Dal Öğrencisi Hasan Erdem Harman’nın “Şehirde Günışığı” isimli projesi dünya çapında 2. seçildi. Yarışmaya bu yıl Türkiye’den 76 öğrenci katıldı. Yarı final aşamasındaki ilk 100 takım içinde İTÜ’den 3 takım ve Boğaziçi Üniversitesi’nden 1 takım yer aldı.
YÖNETİCİLER MENTÖRLÜK YAPIYOR
Aynı zamanda her ülkeden IK direktörlerinin danışmanlık yaptığı başka bir ülke oluyor. 1. seçilen ülkenin danışmanı da Schneider Electric İK Direktörü Aylin Olsun idi. “Başvuru sürecinde iki kişilik ekip üyelerinden en az birinin kadın olması şartı aranan yarışmamızda, tüm dünyada şehir hayatının en önemli sorunsalı olan enerji yönetimi gündemine gençleri ve özellikle de kadın mühendis adaylarını dahil etmeyi amaçlıyoruz” Aylin Satun Olsun, 9 ay öncesinden başlayan planlama sürecinde yer aldıklarını 9 ülkeden işveren marka yöneticilerinin aylık bazda yaptığı konferans görüşmelerinde yarışmanın öncesinde tanıtımı, yarışma etapları ilerledikçe de başvurulan projelerin değerlendirilmesinde jüri görevini de yürüttüklerini anlatıyor.
9 ülkeden yapılan başvurularda ilk 100’e kalan yarı finalist takımlara Schneider Electric Global içerisindeki kıdemli yöneticiler arasından seçilen mentörler atandığını söyleyen Aylin Satun Olsun, finale doğru giden süreçte projeleriyle ilgili teknik ve ticari yönlendirmeler alma şansı bulduklarına dikkat çekiyor. Finale kalan 25 takım 3 günlük etap için Paris’teki genel merkezde misafir ediliyor.
EKİPTE EN AZ BİR KADIN ŞARTI
Ödüllendirilen projeler 25 takımın final sunumlarında juri olarak yer alan C-Level Schneider Electric Yönetim Komitesi tarafından değerlendirmeye alınıyor ve mevcut iş planları çerçevesinde hayata geçirilebilecek olanlar için çalışmalar yürütüyor. Hayata geçirilebilecek projelere sahip olan öğrenciler ayrıca bir iş teklifi de alarak ekibe dahil olma şansı yakalıyorlar.
Go Green in the City yarışması 3 yıllık bir proje. Aylin Satun Olsun, “2010 yılındaki finallerde yarışan 8 ülkeden 25 takımdan biri ODTÜ KKTC Kampüsü’nden 2 öğrencimizdi. Bu seneli finallerde İTÜ’den katılan bir takımımız “Şehirde Gün Işığı” projesiyle dünya 2.’si olarak değerlendirildi” bilgisini veriyor. “Schneider Electric olarak yarını yeşil inisiyatifleri hayata geçirerek şekillendirirken kadınların bakış açısına ve görüşüne ihtiyaç duyuyoruz” diyen Aylin Satun Olsun, şöyle devam ediyor: “Stajyer seçimlerimiz, işe alım stratejimiz ve terfi süreçlerini de içine alan yetenek yönetimi ajandamızda kadın adaylar önemli bir yer tutuyor.”
Gün ışığı ile kapalı alanları aydınlatacaklar
Türkiye’yi temsil eden proje " Şehirde Günışığı-Sunlight in the City". Bu Proje ile güneş ışığını elektriğe çevirmeden gün içinde aydınlatılma zorunluluğu olan kapalı otoparklar, metro istasyonları, tüneller gibi ortamların aydınlatılması için bir sistem geliştirildi. Projenin yaratıcıları ise İstanbul Teknik Üniversitesi İmalat Mühendisliği (Çift Anadal programı Mezunu) ve Cevher Hazırlama Mühendisliği 4. sınıf Cansu Çelik (23) ve İstanbul Teknik Üniversitesi İmalat Mühendisliği mezunu ve Makina Mühendisliği çift ana dal 4. sınıf öğrencisi Hasan Erdem Harman (23).

Harman, Schneider Electric'in üniversitede düzenlediği yarışma tanıtım etkinliğini gördüğünü ve enerji yönetimi ile ilgili yaratıcı fikirleri konu alan ve dünya çapında yapılacak bir yarışma olması nedeniyle çok heyecanlandığını dile getiriyor. Harman, “Yarışmanın Paris'de düzenlenecek olması ve kazananlara iş teklifi yapılacak olması bizi çok etkiledi.  Cansu ile beraber yaratıcı çözümler bulabileceğimizi düşünerek yarışmaya katılma kararı aldık. Öncelikle fikrimizi şekillendirip bunu proje olarak kapsamlı bir şekilde tamamlamak ve hazırlanan projeyi uluslararası bir ortamda sunmak kariyerimize önemli tecrübeler kattı. Uluslararası bir ortamda ülkemizi temsil ederek farklı kültürden arkadaşlarla tanışmak vizyonumuzu geliştirdi” diyor.

Çelik ise yarışma ile ilgili duygularını şöyle dile getiriyor: “Yarışma konusu oldukça etkileyiciydi ve daha yeşil bir dünya için enerji yönetimi çözümleri yapabilme fikri bizi çok heyecanlandırdı. Yarışmanın uluslararası platformda gerçekleşiyor olmasının, final sürecinin Paris'te gerçekleşecek olmasının ve yarışmanın ödülünün Schneider Electric tarafından garantilenen bir iş olmasının katılma kararı almamızda büyük bir etkisi oldu.” Çelik, kazandıkları bu başarı sayesinde hem üniversiteleri hem de Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından tebrik mesajları aldıklarını belirtiyor. Çelik, “Böyle bir yarışmaya katılarak bundan sonraki kariyer yolculuğumuzda fark yaratarak ilerleyebileceğimizi kendimize farklı bir vizyon ve değer kattığımızı düşünüyoruz” yorumunu yapıyor.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Hiroşima !

Bugün Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 67. yıldönümü.

67 yıl önce, 8:15'te Hiroşima cehenneminde  bütün saatler durmuştu


Nükleer karşıtlığının giderek büyüdüğü ülkede ABD bombardıman uçağı Enola Gay’in 140 bin insanın ölümüne yol açan atom bombası hemen üstte...