Hakkımda

Fotoğrafım
gelip geçerken kancasız oltama takılanlar;
İnsan ve Toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan ve Toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Ünvan-sız !


Fotoğraf sanatçısı ve iş adamı Dora Günel, “Unvan-sız” isimli fotoğraf kitabını yayınladı. Günel, kitabında 141 siyah beyaz fotoğrafla, çalışanların iş ve sosyal hayattaki yaşam tarzlarının farklılıkları ve benzerliklerini anlatıyor

1970’li yılların sonuna doğru eğitimine devam ettiği Gazi Eğitim Enstitüsü Almanca Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde iken tezgahtar olarak çalışmaya başladığı BSH Ev Aletleri şirketinde şu anda eğitim ve ticari koordinasyon müdürü olan Dora Günel, tam bir fotoğraf aşığı. 37 yıl aynı şirkette yürüttüğü istikrarlı ve başarılı kariyerini, fotoğrafa olan ilgisiyle beslemiş. Geçtiğimiz ay, Dora Günel`in "Unvan-sız" isimli fotoğraf kitabı yayınlandı. Günel, kitabında uzun zaman birlikte çalışan iş insanlarının aslında birbirlerine olan yabancılıklarını da kare kare ele almış.

“Unvan-sız” dan bir kare..

8 Haziran 2012 Cuma

bir düşün, hayal et...

Her ne kadar şarkı sözlerinin Lennon'un daha barışçıl bir dünyaya dair umutlarından doğduğu düşünülmüş olsa da, aslında şarkının nakaratı Yoko Ono tarafından daha Lennon'la tanışmadan önce çeşitli şiirlerinde ve Grapefruit isimli kitabında kullanılmıştı. Nakaratın ilham kaynağı 2. Dünya Savaşı sırasında, Ono'nun Japonya'da geçirdiği çocukluğu, bu döneme verdiği tepkidir. Lennon, birkaç sefer, şarkının sözleri için her ikisinin de (Yoko Ono'nun da) anılması gerektiğini belirtmiştir.
2000 yılında ise İngiliz televizyon kanalı Channel 4 tarafından yapılan oylamada bir numaya yükselmiş 100 parça arasında birinci seçilmiştir... W 


..hayal et bütün insanların bugün için yaşadığını...


 Cennetin olmadığını hayal et
Eğer denersen bu kolay
Altımızda cehennem yok
Üstümüzdeyse sadece gökyüzü var
Hayat et bütün insanların
bu gün için yaşadığını...
Hiç ülke olmadığını hayal et
Bunu yapmak zor değil
Öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok
Ve din de yok
Hayal et bütün insanların
hayatı barış içinde yaşadığını
Mülkiyetin olmadığını hayal et
Yapabilir misin merak ediyorum
Hırsa ve açgözlülüğe gerek yok
İnsanların kardeşliği
Hayal et bütün insanların
Tüm dünyayı paylaştığını
Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsin
ama tek ben değilim
Umarım bir gün sen de bize katılırsın
Ve dünya tekvücut olarak yaşar...

6 Haziran 2012 Çarşamba

Bohem Rapsodisi

kontrolümüz dışında içine düştüğümüz örgütlü  ilk ve son eylem, gelmek ve gitmek, anlar, doğum ve ölüm, haydan gelip huya gitmek, varlık ve yokluk, ve bilmediğimiz bir boşluk yarın...masum doğup suçlu ölmek, "orjinal olarak doğup, kopya olarak ölmek", nereden geldim ve nereye? ve neden? bırakın gideyim, bismillah! ve zıtlıkların dengesinde ayak diremek, ÖTE'denBERİ..

Parçada sırayla giriş, balad, gitar solo, opera, rock ve bitiriş bölümleri yer alır. Alışılmadık yapısına rağmen önemli ticari başarı kazanan parça, Queen için bir dönüm noktası oldu ve grubun dünyanın gelmiş geçmiş en iyi rock grupları arasında yer almasını sağladı. Parça için çekilen müzik klibi de ses getirmiş, sonraki çalışmalara öncülük etmiştir. 2000 yılında Guiness World Records da son 50 yılın en iyi rock şarkısı ödülüne layik görülmüştür. W

ÖTE'denBERİ  Queen


Bohem Rapsodisi

Bu gerçek hayat mı?
Yoksa sadece rüya mı
İki arada kalmış
Gerçeklerden yok kaçış
Gözünü aç, gökyüzüne bak ve gör;
Serserinin tekiyim ama sempatiye ihtiyacım yok
Çünkü sempati benim
Çünkü haydan geldim huya giderim, biraz aşağı biraz yukarı
Rüzgar ne yönden eserse essin mühim değil
Anne demin bir adam öldürdüm
Başına silah dayadım, tetiği çektim ve o şimdi ölü
Anne, hayat daha yeni başlamıştı
Ama gidip herşeyi mahvettim
Anne seni ağlatmak istemedim
Eğer yarın bu vakit dönmüş olmazsam
Güçlü ol, birşey olmamış gibi dur
Çok geç, vakit geldi
Beni sarsacak titreşimler gönderir, durmadan ağrır tüm bedenim
Elveda herkese gitmem gerekli
Hepinizi geride bırakmam ve gerçekle yüzleşmem gerekli
Anne, hayır ben ölmek istemiyorum
Zaman zaman hiç doğmamış olmayı diliyorum
Bir adam silueti görüyorum.
Korkak soytarı Scaramouche Fandango dansı edecek misin
Yıldırım ve şimşekler korkutuyor beni
(Gözetle) gözetle gözetle,bu devrimin habercisi
Asilzadem, Ben zavallı biriyim ve kimse sevmez beni.
O gariban bir ailenin zavallı bir çocuğu
Bu çirkinlikten ayırın onun hayatını
Haydan gelen huya gider, bırakın da gideyim
Bismillah! Seni bırakmayacağız.
(Bırakın gitsin) Bismillah! Seni bırakmayacağız.
(Bırakın gitsin) Bismillah! Seni bırakmayacağız.
(Bırakın gideyim) Seni bırakmayacağız.
(Bırakın gideyim) Seni bırakmayacağız.(Bırakın gideyim)Ah
Tanrım,aman Tanrım, bırak gideyim
Şeytan bir iblisini bana ayırdı bana ayırdı
Demek beni taşlaştırıp gözümden vuracaktın
Demek beni önce sevip sonra ölüme bırakacaktın
Bebeğim bunu bana yapamazsın
Buradan çıkıp gitmek zorundayım buradan çıkmalıyım
Hiçbirşeyin önemi yok benim için, herkes görebilir bunu
Hiçbirşeyin önemi yok benim için
Hiçbirşeyin önemi yok benim için
Rüzgar ne yönden eserse essin

5 Haziran 2012 Salı

zamanla düşenler


                                 Zamanın insan eline direnemeyen toprak ana, taşa teslim olurken...
                                 Çizer'e saygı duruyoruz...

zamana yenik düşenler

29 Mayıs 2012 Salı

asabiyim ben!


Alhambra'da bir yorgun... / İspanya
      dünyanın çocuk yüzleri de zamana uymuş, ASABİYET
              her yerde hüküm sürüyor....          


Granada sokaklarında bir gezgin, kızgın...


TOPRAK


Kuraklığın kısırlığındır!
Kısırlığında açım!
Kısırlığında kısır!
Susuzluğun  suskunluğundur!
Susuzluğun suskunluğum!

3 Mayıs 2012 Perşembe

"Devlet sansürü sizi HAKİKATTEN kurtarır."




Dünya Basın Özgürlüğü gününde, ÖTE'denBERİ düşünen ve düşündüren, düşündükleri ve düşündürdükleri sebebiyle kilit altına alınan bütün kalemlerin serbest kalacağı günü özlüyoruz...
Kaygılarımızı gerekli kılan bir reçete sunuyor BBC Türkiye'nin bugün tarihli haberi;



 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü için dünyanın dört yanında kutlamalar ve toplantılar düzenleniyor.

Ancak veriler basın özgürlüğünü kısıtlayan gelişmelerin birçok coğrafyada devam ettiğini ortaya koyuyor.

Bu rakam bir önceki yıl öldürülen gazeteci sayısından yüzde 16 daha fazla.

RSF'nin verileri 2011'de 1044 gazetecinin tutuklandığını, 1959 gazetecinin saldırıya uğradığını, 499 basın kurumunun sansüre mağruz kaldığını, 71 gazetecininse rehin alındığını ortaya koyuyor.

RSF, 2012'nin ilk dört ayında ise 21 gazetecinin öldürülüp 161'inin hapse atıldığını bildiriyor.

'En fazla sansür uygulayan 10 ülke'

ABD merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ise yayınladığı son raporunda dünyada en fazla sansür uygulayan ülkeleri belirledi.

Afrika ülkesi Eritre'nin başı çektiği listede yer alan diğer ülkeler şunlar: Kuzey Kore, Suriye, İran, Ekvador Ginesi, Özbekistan, Birmanya, Suudi Arabistan, Küba ve Belarus.
CPJ ve birçok basın örgütü değerlendirmelerini farklı kriterler üzerinden yapabiliyor.
Türkiye'nin sicili kötü
ABD merkezli Freedom House'un '2012 Basın Özgürlüğü' raporuna göre Türkiye ise 121. sırada.

Türkiye, RSF'nin 179 ülkeden oluşan basın özgürlüğü listesinde ise yine gerilerde, 148. sırada yer alıyor.

Türkiye'deki 93 basın meslek örgütünü bünyesinde barındıran Gazeteciler Özgürlük Platformu'nun (GÖP) Dünya Basın Özgürlüğü Günü'yle ilgili açıklamasında ülkede 100'e yakın gazetecinin hapiste bulunduğu belirtildi.

GÖP'e göre bu sayı geçen yılın 3 Mayıs'ında 60 idi.

Gazeteciler hakkında açılmış davaların 10 bini bulduğu belirtildiği açıklamada 'oto sansürün de gazeteciler arasında virüs gibi yayılmasına' dikkat çekildi.

En özgür ülkeler Kuzey Avrupa'da

Freedom House'un listesinde basın özgürlüğü alanında en özgür ülkeler Kuzey Avrupa'da yer alıyor.

197 ülkelik listede Finlandiya birinci sırada yer alırken bu ülkeyi Norveç, İsveç, Belçika, Danimarka ve Lüksemburg takip ediyor.
ABD listenin 24. sırasında yer alırken İngiltere ise 31. sırasında.
Listenin son sırasında ise Kuzey Kore yer alıyor.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

basit yaşamak


Hapsolmuşken..
İhtiyaç fazlası "şey"ler ihraç fazlası adıyla küçülüp parmaklamışken henüz kazanmadıklarımı.. Kumandanım olmuşken on altı haneli bir sanal servet, dilimde bir başlık kalır ÖTE'denBERİ, dilimde sürünür bir başlık ...
b a s i t y a ş am a k !

basit yaşamak hayat kurtarır

(çizen kim bilmiyorum ama bence tam da buraya çok yakıştı...)
...ve tabiki Nazım HİKMET'in kaleminden ezberimde bir şiir, saygıyla anarak kalemini yer buluyor burada; Basit Yaşamak

Basit yaşayacaksın, basit.
Mesela susayınca su içecek kadar basit...
Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
Tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin "Seni Seviyorum" gibi.
Basit bir öpücük yetecek sana...
Basit, sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
Öpücük için yiyeceksin, hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek, sana rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış, eğri büğrü bir mektup olacak,
En değerli kağıdın, hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek, iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını; bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak, Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
Ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz romanını;
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın, nasıl oturacağını bilemediğin sofrada,
Parmakların en kıymetli çatalın, yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender'in kılıcı duracak, avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana, kontraplak bir gitarda doğru basılmış bir fa diyezin mutluluğunu,
Makyajı, ilk "a"sına kadar bilmen yetecek, temizlik kokacak en pahalı parfümün.
"Bilmiyorum" diyebileceksin bilmediğinde ve çok normal olacak "bilemeyişin".
Tek dereden su getirmen yetecek, bir "istemiyorum" diyebilmeye,
Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak, "bilgini" en hızlı "sayan".
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...
Çay, simit ve peynirle, Nazım HİKMET...

Bilmelisin ki.../ Can Yücel


 ... tabiki ÖTE'denBERİ kalemine sarıldıklarımız var. 7 yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapmış Hasan Ali YÜCEL'in oğlu... Baba ve oğulu burada buluşturmadan önce şiir düştü aklıma. Tam da sırası. Bilmelisin ki ...


Muharrem AKTEN'in
çizgileri ile...


C
A
N

Y
Ü
C
E
L





Bilmelisin ki…
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.
Bilmelisin ki …
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Bilmelisin ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.
Bilmelisin ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!
Bilmelisin ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Bilmelisin ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil
Bilmelisin ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Bilmelisin ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Bilmelisin ki...
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz
Bilmelisin ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Bilmelisin ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

30 Nisan 2012 Pazartesi

My way..

Bazen bir ezgiye tutununca sözler ne kadar kısaltır yolu bazı varışlar için. ÖTE'denBERİ yapmamız gereken neyse onu yapmak,  ve kendimizce yapmak gerekmez mi ?
Muhtemelen çok bilinmeyen bir durum şarkının orjinalinin Fransız olması.  Claude François, Jacques Revaux, ve Gilles Thibault tarafından Comme d'habitude / her zaman olduğu gibi orjinal adıyla  şarkıcı France Gall'ın Claude ile ayrılığının ardından yazılmış. Frank Sinetra'nın sesinden dinlediğimiz İngilizce ve çevirisini paylaştığım sözlerin sahibi ise Paul Anka..

 Frank SİNETRA, my way ile OTE'denBERİ bizlerle...


BENİM YOLUM
Hayatı dolu dolu yaşadım
Her yolu baştan sona dolaştım
Ve dahası , çok daha fazlası,
Hepsini keyfimce yaptım!
Pişmanlık mı?var elbette biraz
Ama sözü edilmeyecek kadar az
Hep yapmam gerekeni yaptım
ve hepsine istisna olarak baktım
Evet , oldu bazı zamanlar
Eminim hatırlayacaksınız
Çiğneyebileceğimden fazlasını
Umarsızca ısırmıştım
Ama bütün bunların yanında
Bir an bile şüphe duyduğumda
Hemen yuttum o lokmayı
Ve tükürüverdim dışarı
Yüzleştim tümüyle
Ve hep bastı ayaklarım yere
Hepsini yaptım keyfimce
Sevdim ,güldüm ,ağladım
Kaybetmekten payımı fazlası ile aldım!
Ve şimdi …yatışırken göz yaşlarım,
Hepsini gülümseyerek hatırlarım!
Düşündüm de bütün bu yaptıklarım…
Utanç duymadan anlatılır mı?
Utanç mı?
Hayır , hayır , bu ben değilim!
Ben hepsini keyfimce yapanım...

Eflatun

ÖTE'denBERİ' ye gözü değen herkesin okumasını önereceğim bir başyapıt.

DEVLET - Eflatun
Zonguldak, Mehmet Çelikel Lisesi'nin unutulmaz Öğretmenlerinden sadece biridir Saffet Oruç (1969-2000).  Nam-ı diğer "sıfırcı Saffet".  Benim kulağımda hocamdan kalan en can alıcı öğüt; "adam olmak için okumanız gereken tek kitap Eflatun'un "Devlet" adlı eseridir. " olmuştur.
Yıllar sonra bu sözü dinleyip eyleme döktüğümde anladım ki, sevgili Saffet Hoca çok önemli bir rehber sunmuş bize henüz on'lu yaşlarımızda, kendimize varmamışken, aranırken doğru yollar seçelim diye. Kendisine saygı sunarak yer veriyorum ÖTE'denBERİ' de bu öğüde.

"Devlet", topluma hizmet için bulunan her kademediki her bireye okutulması, öğretilmesi gereken akli ve ahlaki, varılmış kurallarla rehberlik ediyor.


Doğada, ahlak ve toplum yaşamında mutlak ve değişmez olanın peşinde koşmuştur Platon.


aklın yolu bir der gibi Eflatun bu resminde Raffaello'nun çizimiyle. Yetkin bir yaşam, ancak erdemli bir hayat sürmekle elde edilebilir. Erdemin temeli “bilgi”, özü “idealar kavramı”, gerekçesi “evrendoğum”, güvencesi “ölümsüzlük”, yaşamsal sığınağı “devlet”tir.
Eflatun, bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun'a göre felsefenin ana ereği, insanın mutluluğu ve yetkin yaşamının sağlanmasıdır.



Rafaello'nun çizimiyle Eflatun..

27 Nisan 2012 Cuma

Köy Enstitüleri

Bugün kendimle konuşurken ÖTE'denBERİ 'ye gözü değen'e hatırlatmalı dediğim koca bir başlık düştü aklıma. Birilerinin en iyi yapımı ile birilerinin en kötü yıkımının ortak adı, Köy Enstitüleri.   Bakınayım web'de neler var derken Doğan HIZLAN'ın  önünde eğildiğimiz tecrubesinden dünden bir önce ve dün tarihli  iki yazı ile kesişti günüm; paylaşıyorum, ÖTE'denBERİ duyduğumuz ilgi iznimiz olsun. Aynı başlıkta, Uğur Mumcu'nun sesine kulak verelim önce selam sevgi uçurarak bizi izlediği göğe...


Köy Enstitüleri'ni yeniden anımsamak

TÜRKİYE'DE ne zaman eğitim konusuna eğilsek, Köy Enstitüleri üzerinde düşünmek gerekir.

O deneyimin birçok köy çocuğuna eğitim olanağı sağladığını, onları birer bilinçli aydın düzeyine çıkardığını her kuşağın öğrenmesi şarttır.
Eğer o eğitim seferberliği sürseydi, bugün birçok kişinin ve haliyle ülkenin kaderi değişirdi.
Köy Enstitüleri'nden yetişen yazarlar sayesinde, gerçek bir köy edebiyatı yaratıldı. Bugün de Anadolu'nun eğitim serüvenini, bütün tarihini öğrenmek için bu yazarları okumalıyız.
Enstitülerin kurulmasında iki adı, bu konu gündeme geldiğinde, mutlaka anacağız:
Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç.
Daha önce Köy Enstitüleri ve önemi hakkında çokça yazmıştım. Yine anmamın sebebi, iyi hazırlanmış, geniş kapsamlı ve kaçırılmaması gereken bir sergiyi yazacağım için...
Bu serginin iki ciltten oluşan albüm/kataloğunu da almanızı salık vereceğim.
Çünkü Tonguç ve enstitü hakkında önemli bilgiler, derinlemesine incelemeler ve hiçbir yerde göremeyeceğiniz çok etkileyici fotoğraflar var.
Serginin adı Düşünen Tohum-Konuşan Toprak/Cumhuriyet'in Köy Enstitüleri 1940-1954.
Sergideki fotoğraflar ve panolardaki bilgiler, eski kuşak için bir bilgi tazeleme, yeni kuşak için de bir bilgi hazinesi niteliği taşıyor.
* * *


ENGİN TONGUÇ, Sunuş'ta serginin, hazırlanan kataloğun önemini belirtiyor:
“Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nde açılan, İsmail Hakkı Tonguç'un fotoğraflarının ve kişisel arşivinin de yer aldığı bir Köy Enstitüleri sergisiyle yıllardan beri düşündüğüm bir özlemim gerçekleşmiş oluyor. Açılacak serginin önemi ve değeri, ülkemizin en sağlam, en ağırbaşlı ve ciddi bir vakfı tarafından yapılmış olmasıyla daha da artmaktadır. Suna ve İnan Kıraç Vakfı'nın bu sergiyi açma kararının, ülkemizin eğitim sorunlarına, bu sorunların çözümü için en doğru seçenek olarak birçok aydın ve bilim adamınca kabul edilen Köy Enstitüleri hareketine yakın ilgi duymasının, tanıtımına katkıda bulunmak istemesinin anlamı büyüktür. Bu ilgi, yıllardan beri Köy Enstitüleri'ni unutturmamak, tanıtmak ve topluma benimsetmek için uğraş veren bizlerin azmini, çalışma istek ve şevkini güçlendirmiştir. Tarihimizde, kurulmuş ama sonra yok edilmiş ve unutulup gitmiş birçok değerli kurumun, kuruluşun acı örnekleri vardır. Köy Enstitüleri hareketinin de bu sona uğramaması için verdiğimiz savaşı Suna ve İnan Kıraçc Vakfı'nın desteklemiş olmasından kıvanç ve onur duyuyoruz.”
Fotoğrafları gördüğünüzde, enstitüde okuyanların gündelik yaşamlarını, eğitimi gerçekleştirebilmek için nasıl çalıştıklarını, her türlü zorlu koşulu aştıklarını fark edeceksiniz.
Ardahan'a Dursun Akçam Kültür Merkezi'ne giderken Cılavuz Köy Enstitüsü'nü gördüğümde, eğitim zaferini canlarını dişlerine takarak başardıklarına karar verdim.
Serginin küratörü ve katalogların editörü Ekrem Işın, Cumhuriyet'in Şahdamarı: Köy Enstitüleri yazısında, enstitülere emek verenleri ve eğitim felsefesini anlatıyor:
“Yeni insan yetiştirmek, ayrıca ulaşılması hedeflenen demokratik düzenin de temeliydi. Cehalet yüzdesi kabarık bir toplumda bu hedeflerin gerçekleşmeyeceği, dahası sağlam insan harcıyla örülmemiş çürük demokrasi yapılarının yakın gelecekte toplumun üstüne çökeceği ve ülkeyi bir enkaz alanına çevireceği çok açıktı. Bu bilinç ve bakış açısı, erken Cumhuriyet eğitimcilerini Türkiye gerçeğine uygun projeler etrafında toplamakta gecikmedi. Mustafa Necati ile başlayıp Saffet Arıkan ve Hasan Âli Yücel ile zirveye ulaşan yönetici kadroyla büyük uyum içinde çalışan Rüştü Uzel ve İsmail Hakkı Tonguç gibi yetenekler bu sayede kendilerine ortak yol seçme basiretini gösterdiler.
Tonguç kuşağının eğitim felsefesi iki önemli ilkeye dayanıyordu: Gerçeklik ve basitlik. Bu ilkeler Tanzimat'la başlayan modern eğitim karmaşasının hiçbir zaman göz önünde bulundurmadığı, benimsemediği ilkelerdi.”
Atatürk Dönemi Eğitimine Genel Bir Bakış başlıklı yazısında; Turan Tanyer, bizim enstitüleri eğitim sistemimiz içine oturtmamızı, daha sağlam verilerle değerlendirmemizi sağlıyor.
Melih Duygulu'nun Köy Enstitüleri'nde Müzik Eğitimi yazısı, çocukların müzikle ilişkisini anlattığı için çok önemlidir...


Doğan HIZLAN, 25 Nisan 2012, Hürriyet

19 Nisan 2012 Perşembe

Akıllı Arzular

Elvan Demirkan...
Dün gece KRAL ÇIPLAK tı yine. Elvan Demirkan; gülen kahkahası fonda, ağız dolduran gür sesi ile tok cümleler kurdu. Konuştuklarına hakim ve sahiplikten eksik kalmıştı sohbetinde hmm, eee, şöyle vs gibi duraklar. Durak fakiri duru konuşulanlardan elime yazdım adını sabaha bakınayım da, neler söylüyor, yazıyor bakınayım diye.


Akıllı Arzular'ı ; yazarından -> ELVAN DEMİRKAN'dan kendini tanıma, hissedebilme yaklaşımları... olarak anlatıyor ///idefix/ . 

...dinlediklerimden süzdüğüm şu ki; Elvan'ın hiç öyle dünya yanarken siz serin kalın demek gibi bir sahte çabası yok. "Dayanıklı, esnek, iyileşebilen, yenilenebilen ve uyum sağlayabilen bir sistem"e kavuşması için bireyin kendini tanıma ön şartına inmeye ya da çıkmaya rehberlik etmek...  


Yeni bir kitap almayalı uzun zaman olmuş baktım, saat geçiyor...


diyorki; "Gerçekte kim olduğumuz ve 'beğenilme endişemiz' arasındaki mesafeyi kapatabilmek için yazıyorum"

diyorlarki ; “Elvan Demirkan üzerimize karabasan gibi çöken stresi neredeyse seven birisi! Stresten kurtulmanın değil, sağlıklı bir şekilde uyum sağlamanın yollarını anlatıyor.”Elele

yazarın diğer kitapları;
Hayatla Mücadeleden Yaşamaya Geçiş
Erken Akıllan, Geç Yaşlan
Hayalden Gerçeğe Mutluluk

12 Nisan 2012 Perşembe

düngeceduyupdurupdüşünüpdurduklarım

Yaşam toprakta başlar..
Hayata almaya değil vermeye geldiniz...
Haketmediğiniz bir şey uzatıldığında hayır! diyebilmelisiniz...
Temel ihtiyaçlarımız; barınma, yeme-içme, sağlık, öğrenme...
Gerisi kalabalık,israf!Kendinizin kahramanı olun
Yaşamak için yaşatın!
İhtiyacından fazlasını harcarsan, kendini ve geleceğini harcarsın..