Hakkımda

Fotoğrafım
gelip geçerken kancasız oltama takılanlar;

18 Mayıs 2012 Cuma

Charlotte Gainsbourg

ÖTE'denBERİ gördüğüm en güçlü kadın düşmanı filmdi Charlotte Gainsbourg'a Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getiren ''Antichrist'' ... İlahi dinlere olan düşmanlığını göstermekten çekinmeyen Nietzche'nin Anti Christ adlı kitabından Lars Von Trier tarafından sinemaya uyarlanan aynı isimli filmi izlerken zorlanıp, sonunda nasıl yorumlayacağımı bilemeyip, üzerine günlerce düşündükten sonra "çok etkilendim"  diyebilmiştim ancak... Hürriyet'in haberi ile  dünde gezinip bunları karalıyor ve habere dönüyorum...


21’inci yüzyılın en takip edilen ses, sahne ve beyaz perde sanatçılarından Charlotte Gainsbourg. Sanatın her alanında başarılı çalışmalar gerçekleştiren sanatçı, modellikte de başarısını kanıtladı. Sofistike tarzı ve stili ile moda dünyasında da adından söz ettiren Fransanın favori kızı ünvanlı Gainsburg duru güzelliği ile de göz dolduruyor.
Son albümü Stage Whisper turnesi kapsamında Yeni Zelandalı müzisyen Conan Mockasin ile Gainsburg’un sahne fısıltıları KüçükÇiftlik Park’ın ‘Bahçe’sinde herkesi büyüleyecek.

Ünlü İngiliz şarkıcı ve oyuncu  Jane Birkin ve Fransız müzisyen Serge Gainsbourg’in kızı Charlotte Gainsbourg ilk kez Türkiye’ye geliyor. William Hurt’la birlikte başrolünde yer aldığı “Jane Eyre” ile sadece Fransa'da değil, tüm dünyada tanınan Gainsbourg aynı zamanda müzisyen kimliğiyle de dikkat çekiyor. Madonna’nın en yakın dostu ve Kirsten Dunst’ın rol arkadaşı olan Charlotte Gainsbourg; şarkıları, filmleri ve kendine has karizmasıyla moda dünyasının da vazgeçmezleri arasında yer alıyor.
Sanatçı bir ailenin genlerini taşıyan Gainsbourg, müziğe ve sinemaya küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. Babasının bestesi Lemon Incest'te vokal yaptıktan sonra yine babasının imzasını taşıyan şarkılardan oluşan “Charlotte for Ever” isimli ilk albümünü henüz on beş yaşındayken müzikseverlerle buluşturdu.
70’li yıllara damgasını vuran ve büyük aşklarıyla adından söz ettiren anne ile babanın kızı olarak dünyaya gelen Charlotte Gainsbourg, ailesi gibi sanatın her alanında kendini gösteriyor. Oyunculuk ve modelliğin yanında şarkılarıyla müzik dünyasında da adından söz ettiren Gainsbourg, "The Songs That We Sing" Rolling Stone’un “2007’nin En İyi 100 Şarkısı” sıralamasında 78’inci sırada yer aldı.
Babası ünlü müzisyen Serge Gainsbourg ile başladığı müzik serüvenine 20 yıl ara verdikten sonra ikinci albümü “5:55” ile geri dönen sanatçı; Fransız ikili Air, İngiliz müzisyen Jarvis Cocker, İrlandalı Neil Hannon ve Radiohead’in prodüktör Nigel Godrich gibi oldukça önemli isimlerle birlikte çalıştı. "The Songs That We Sing" ve "5:55" single’ları özellikle Fransa’da olmak üzere tüm Avrupa'da büyük ses getirdi.
Fransız sinema dünyasının yıldız ismi Charlotte Gainsbourg, 1986 yılında L'effrontée filmindeki performansıyla genç oyuncu dalında Cesar Ödülü’nün sahibi oldu. Sanatçı sırasıyla, “Kung-Fu Master, Petite Voleuse, Aux Yeux Du Monde, La Amoureuse, Sole Anche Di Notte, Merci La Vie” gibi yapımlarda rol aldı. Bu yapımların ardından rol aldığı ve tüm dünyada büyük ses getiren Alejandro González Iñárritu'nun ikinci filmi “21 Grams”, onun için önemli bir çıkış noktası oldu. Bunun yanı sıra, Kirsten Dunst ile sahne aldığı “Melankolia” filmiyle akıllara yer etti.  Charlotte Gainsbourg'un sesi ve yorumu ile uyanıyoruz bir sabaha, günaydın...

15 Mayıs 2012 Salı

madencinin lambası


Damar dediğinden kan akmaz hep...
Bazen, damar dediğin kazma kırar, kürek tutar, ocak kurar ve de ocak yıkar bazen..
ÖTE'denBERİ beslendiğimiz damarlar !
Eski  bir madenci lambasının ışığında
ısınan, tüten bacalar...
memleketimmm...

...üzerine yazılmış dizelere uzanıyoruz üzerine yazdığım yeni dizelerle o halde !


Çalışma masamın üstünde günlerdir:
Eski bir madenci lâmbası. Yerdeydi
nerdeyse üç yıldır. Neden göz önüne
getirdim bu tuhaf gereci? Bir simge mi
aranıyordum, bir göçüğün önsezisi mi
yeşermişti içimde? Zonguldaklı şair
Lütfi Fikri, -Fikri Lütfi miydi yoksa ?-
armağan getirmişti. Adlar! -Kişi, kent, kitap
fark etmez- ; turnusol kağıdıdır belleğin,
onlar da ihtiyarlıyor ve bunuyoruz.

Sürgün kitabımdaki üç dize için
tepilmişti onca mesafe: "Madencinin lâmbası
ve kandili Ozan'ın
aydınlatsın yolu".
Ben de bir şaire ulaşmak üzre
binmedim mi gece otobüslerine?
Çalmadım mı Şişli'de bir bodrum
katının kapısını? Göğsümde
inanılmaz bir panik.

Aydınlattı mı yolu lâmba ve kandil?
Aydınlatabilir miydi? Yarınlarda
yanıt, benim bilemeyeceğim.
Yine de tutuk dilimde
söküldükçe açan alevsi bir çiçek var:
herkesin düşlerinden devşirilmiş,
ve karabasanlarından.
Yaslıyım bir ölü evi kadar ve dudaklarımda,
bir gelinin gülümseyişi.

Bir madenci lâmbası işte. Sayılar ve tuhaf
harfler üzerinde: 19 ve C 249 D. Bir alt
satırda 24 yazıyor. Gizemli aidiyetler: Kuyu,
ekip, madenci ve lâmba. Kişinin silindiği
yerler .Kuyudan kuyuya dolaşıyorum
en olmaz vakitlerde. Vuruyorum korkuyla
damarlara kazmayı ve kalıyorum
geçmişin göçüklerinin de altında.

Bir lâmba. Nedir onu Keats'in
"Yunan Vazosu"ndan ayıran? Sır
nerde, ölümsüzlük nerde? "Güzellik
gerçek, gerçek de güzelliktir" demişti Keats.
Günlerdir dinliyorum, dokunuyorum
metalin soğuk gövdesine ve konuşsun diye
bekliyorum benimle
yoksulluğun kalbi.

Bilmem sordu mu bunları kendine
boğazı düğümlenmiş ve alnı siyah
Zonguldaklı kardeşim;
bekledi mi gerçeğin ve güzelin yanıtını
taşların ve köklerin içinden?


Ahmet OKTAY

6 Mayıs 2012 Pazar

BİRA...





Badweiser

Su ve çaydan sonra en çok tüketilen üçüncü içecek, bira...OTE´denBERI yaz aylarinin vazgecilmezi Bira´ya bir goz gezdirmek istedim. 


Düşük alkollü bir içki olup, tahıl ve özellikle arpa maltının mayalandırılması yöntemiyle üretilip, su ve genellikle şerbetçiotu içerir. 
Şerbetçiotu : kendirgiller familyasından Temmuz-Eylül ayları arasında yeşilimsi beyaz çiçekler açan 2,5 yüksekliğinde bir otsu bitki olup diğer adı bira çiçeğidir. Bursa ve Bilecik havalisinde geniş çapta ekimi yapılmakta.
 Uluslararası bir içecek olan biranın yapımı, ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Belçika'da , tıpkı Fransız peynirlerinde olduğu gibi, bir yılın günleri kadar çok bira çeşidi sayılabilir, İngiltere'nin "a-le"leri, İrlanda' nın "stout"ları, Danimarka'nın "pilsner"leri, Almanya'nın "lager"ları ünlüdür. Ve tabii ki tüm Avrupa'da Çek Cumhuriyeti'nın Pilsen şehrinden adını alan, genelde tüm sarı biralara adını veren "pils"ler revaçtadır.


Vedat Milor´un gectigimiz yil gerceklestirdigi Bira Paneli siralamasinada maalesef Efes Pilsen son siraya yerlesti.
Kor tadim seklinde gerceklesen panelde 6 juri uyesi 22 bira tatdi. Degerlenirme yapilirken renk, kopuk, koku ve tat gibi dort temel olcut dikkate alinmis.
Cek lager´i Badweiser 21 puanla birinci oldu..Bol serbetciotu kullanilan bu biranin ozellikleri son derece temiz ve dengeli olusu, damakta kalici olmasi ve hos bir tat birakmasi.


Hos yumusak ve hafif baharatimsi tadi ile Beck ikinci...
Amstel ise ucuncu...

Vedat Milör der ki ....
İkinci panele aldığımız 13 bira ise tamamen ayrı bir kategori oluşturdular. Dünyanın en ünlü biralarının bulunduğu bu paneli öne alsaydık herhalde, Teoman beyin söylediği gibi, “İlk paneldeki notlar daha da düşük olurdu”.
Bu biralar o kadar güzel ve kompleks biralardı ki, başkanımız Teoman beyin önerisi ile bu biraları not vererek değerlendirmedik, ne içtiğimizi bilerek tadını çıkarmaya baktık. Not verseydik en az 10 tanesinin 5 üstünden
5 alacağı kaçınılmaz olan bu biraları kısaca okuyucuya tanıtmak istiyorum. Tadına baktığımız toplam 13 biradan beni özellikle etkileyen dokuz tanesini aşağıda yazıyorum istedim. Bu sıralama kaliteye göre değil, bizim tadım sıramıza göre düzenlenmiştir:

Schneider Weisse: Münih’te üretilen enfes bir buğday birası. Aromasında muz kokusu olan ve çok özel bir maya ile üretilen bu birayı Teoman bey ithal ediyor.
  Schneider Aventinus: Yarı arpa, yarı buğday. Müthiş bir köpük ve tropikal meyve andıran bir aroma. Damakta yayılan, adeta kremamsı bir dokusu olan bir başyapıt. Şerbetçiotu tadı geri planda. Teoman beyin ülkemize getirdiği mükemmel biralardan biri.
  Duvel: Yüzde 8,7 gibi yüksek alkollü ama boğaz yakmıyor, zarif ve insanın iştahını açıyor.  Dünyada buna benzer bir bira yok. Herhalde çok özel bir maya kullanıyorlar.
  Sierra Nevada Pale Ale: Amerika’da üretilen ale tipi biralar arasında en iyilerinden biri. Her zaman güvenilir, kompleks ve adeta baharatımsı bir aroması, orta damakta kendini hissettiren kalıcı lezzeti ve güzel dengesi var.
  Brooklyn Brown Ale: Teoman bey hem Brooklyn Lager hem de Brown Ale getiriyor. Eline sağlık. Karamelize bir lezzeti olan, kakao kokulu brown ale bence çiğ istiridye ile enfes bir uyum sağlayacak güzel bir iksir.
  Arrogant Bastard Ale: Amerika’da bir bira devrimi yaşanıyor. “Venture capitalist” denen, riskli alanlara yatırım yapan girişimciler zanaatkâr bira üretmek isteyen gençleri destekliyor. Bunun sonunda da hiçbir şekilde kategorize etmesi mümkün olmayan ilginç biralar ortaya çıkıyor. Arrogant Bastard da (“küstah piç” diye çevrilebilir) bunlardan biri. Single malt viski gibi bir bira bu. Acımsı ama çok boyutlu. Aromasında laym ve meyankökü dikkati çekiyor (meşe fıçıda yıllanmış).
 Aecht Schlelferia Bamberg: Teoman beyin getirdiği başka bir güzel. Marzen tipi, isli bir bira. Boşnak usulü isli bir etle herhalde ancak cennette bulunacak bir bileşim yaratır.
  Saison Imeriale Belgian Farmhouse: İnanılmaz kompleks, sezonluk bir Belçika birası. Her yudumda insanın ağzında değişik bir lezzet kalıyor. Bitim son derece uzun ve zarif. Bira dünyasının Romanee Conti’si!
  Chimay Blue: Belçika trappist biralarından. İnsanın içini ısıtan efsanevi bir bira. Saison, Romanee Conti ise bu Petrus.

Intimni Osvetleni

1965 yapımı gizli kalmış cevherlerden olarak bahsediyor filmden Sinema, Mayıs 2012 sayısı. Kütüphanemizin arşivinde bulamadım, arıyorum hala başka adreslerde...
Filmin  IMDb puanı, sizin için de kriterse, 7.3.  Ivan Passer tarafından 1965'te çekilen film, 1966 yılında izleyicisi ile buluşmuş...

Izleyenlerin defalarca tekrar izlemesi 
daha da heveslendirdi bizi filmi bulma konusunda..


Bulup izledikten sonra fikrimcesini misafir edecegim OTE´denBERI´de...

Masumiyet Muzesi



Arkadaş baskısıyla okuduğum kitaplardan biriydi Masumiyet Muzesi.
 Muzenin açılışını sabırsızca bekleyen OTE`denBERI dostluğuna sarıldığım kendini bilir`e duyurulur. Kitaplarımızı alıp gidelim mi ?
Hürriyet`in haberi ile...

Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk'un 2008'de yayınlanan ‘Masumiyet Müzesi’ adlı romanının müzesi 28 Nisan’da kapılarını açtı. 
Masumiyet Müzesi bir romandan esinlenerek kurulan ilk müze olma özelliğini taşıyor. Çukurcuma Caddesi üzerinde üç katı, 1897 yapımı tarihi bir binada yer alan müzede, Istanbull’un 1950-2000 yılları arasındaki gündelik hayatına dair sırlar taşıyan eşyalarla birlikte fotoğraf ve filmler de yer alıyor. 
Istanbul’un sırlarını yansıtan Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk’un romanını okuyanlar kadar okumayanların da ilgisini çekecek.
Müze, romanın kahramanları Kemal’in, büyük aşkı Füsun’u hatırlatan eşyaları toplayıp bir müzede bir araya getirmesi fikrini hayata geçiriyor. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Istanbul’daki gündelik hayatı temsil eden bu eşyalar, müzede özenle düzenlenen kutular ve vitrinlerde sergileniyor. 

KİTABINIZ BİLETİNİZ
İstiklal Caddesi ile Tophane arasındaki müze, Firüzağa Mahallesi, Çukurcuma Caddesi’nde. Pazartesi günleri kapalı olan Masumiyet Müzesi, Cuma günleri 10:00 -21:00 saatleri arasında gezilebilirken, diğer günlerde 10:00 – 18:00 saatleri arasında açık.
Müzeye giriş ücreti tam 15 TL, öğrenci 10 TL. Masumiyet Müzesi kitabıyla gelen sayfaların arasındaki bilet sayesinde müzeyi ücretsiz ziyaret edebiliyor.
Romanın 83 bölümünü temsil eden 83 kutuda sergilenen sinema biletlerinden kibritlere, likör şişelerinden kapı kulplarına, minik biblolardan fotoğraflara uzanan, binlerce eşyadan oluşan bir koleksiyonun yanı sıra müzede eski İstanbul filmlerinden yaratılan bir seçki de sunuluyor.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Yaşamaya Mecbursun



ÖTE'denBERİ ve çocuklarımızın, çöpe gideceğine çocuklar içsin formülü ile ucuz politikalara bulaştırıldığı bugünlerde de YAŞAMAYA MECBURUZ !


Bulutsuzluk Özlemi
Konser Tekvimi için ayrıca bakınız; http://www.bulutsuzluk.com/Icerik.asp?id=26 

http://www.anatolianrock.com'un/ haberi

Bulutsuzluk Özlemi; 4 Mayıs 2012, Cuma akşamı Istanbul Live’da eski efsanevi gitaristleri Akın Eldes ve Serdar Öztop ile buluşuyor!

Türkiye’de birçok ilke imza atan ve kendi türünün ilklerinden biri olma özelliği taşıyan efsanevi rock grubu Bulutsuzluk Özlemi; müzik piyasasına 1986 yılında, kendi adını taşıyan ilk albümle adım attı. 20 yılda toplam 7 albüme ve binlerce konserle imza atan grup, son albümü “Zamska”yı 2009 yılında çıkardı. Bugüne kadar kaydettiği albümler ve Türkiye’nin her yerinde verdikleri sayısız konserle, müzikseverlerin aklından hiç çıkmayacak bir yer edinen Bulutsuzluk Özlemi, Türk rock müziğine, yazdığı benzersiz sözlerle damgasını vurdu.

4 Mayıs 2012, Cuma akşamı Istanbul Live’da, Efes Dark sponsorluğunda gerçekleşecek konserde Nejat Yavaşoğulları, Sina Koloğlu, Sunay Özgür, Deniz Demiröz ve Gencay Kıymaz’dan oluşan şu anki kadrosuyla Bulutsuzluk Özlemi; ilk gitaristleri Akın Eldes ve ikinci gitaristleri Serdar Öztop ile bir araya gelerek dinleyicilere adeta bir müzik ziyafeti sunacak.

Major Müzik Organizasyon – Eyüp İblağ’ın program yönetimini devraldığı Istanbul Live; yeni sezonda sadece iyi müzik yapan isimlere yer verme politikasıyla yola çıktı.  Istanbul Live’da ayrıca, izleyicilerin konser öncesi ve sonrasında yine iyi müzik eşliğinde vakit geçirebilecekleri bir “Lounge Bar” açıldı. Ziyaretçiler, 3. katta bulunan canlı müzik salonuna; giriş katındaki bu “Lounge Bar”da Lounge Bar özel asansör ve merdivenleri kullanarak giriş yapıyor. Istanbul Live, böylece izleyicisine giriş katında özel bir servis sunuyor.

İstiklal Caddesi Ağa Camii’nin sokağında bulunan Istanbul Live’da, gerçekleşecek konserlerin kapı açılış saati 21:00. Konser biletleri Biletix’ten ve Istanbul Live’dan temin edilebilir.

"Devlet sansürü sizi HAKİKATTEN kurtarır."




Dünya Basın Özgürlüğü gününde, ÖTE'denBERİ düşünen ve düşündüren, düşündükleri ve düşündürdükleri sebebiyle kilit altına alınan bütün kalemlerin serbest kalacağı günü özlüyoruz...
Kaygılarımızı gerekli kılan bir reçete sunuyor BBC Türkiye'nin bugün tarihli haberi;



 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü için dünyanın dört yanında kutlamalar ve toplantılar düzenleniyor.

Ancak veriler basın özgürlüğünü kısıtlayan gelişmelerin birçok coğrafyada devam ettiğini ortaya koyuyor.

Bu rakam bir önceki yıl öldürülen gazeteci sayısından yüzde 16 daha fazla.

RSF'nin verileri 2011'de 1044 gazetecinin tutuklandığını, 1959 gazetecinin saldırıya uğradığını, 499 basın kurumunun sansüre mağruz kaldığını, 71 gazetecininse rehin alındığını ortaya koyuyor.

RSF, 2012'nin ilk dört ayında ise 21 gazetecinin öldürülüp 161'inin hapse atıldığını bildiriyor.

'En fazla sansür uygulayan 10 ülke'

ABD merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ise yayınladığı son raporunda dünyada en fazla sansür uygulayan ülkeleri belirledi.

Afrika ülkesi Eritre'nin başı çektiği listede yer alan diğer ülkeler şunlar: Kuzey Kore, Suriye, İran, Ekvador Ginesi, Özbekistan, Birmanya, Suudi Arabistan, Küba ve Belarus.
CPJ ve birçok basın örgütü değerlendirmelerini farklı kriterler üzerinden yapabiliyor.
Türkiye'nin sicili kötü
ABD merkezli Freedom House'un '2012 Basın Özgürlüğü' raporuna göre Türkiye ise 121. sırada.

Türkiye, RSF'nin 179 ülkeden oluşan basın özgürlüğü listesinde ise yine gerilerde, 148. sırada yer alıyor.

Türkiye'deki 93 basın meslek örgütünü bünyesinde barındıran Gazeteciler Özgürlük Platformu'nun (GÖP) Dünya Basın Özgürlüğü Günü'yle ilgili açıklamasında ülkede 100'e yakın gazetecinin hapiste bulunduğu belirtildi.

GÖP'e göre bu sayı geçen yılın 3 Mayıs'ında 60 idi.

Gazeteciler hakkında açılmış davaların 10 bini bulduğu belirtildiği açıklamada 'oto sansürün de gazeteciler arasında virüs gibi yayılmasına' dikkat çekildi.

En özgür ülkeler Kuzey Avrupa'da

Freedom House'un listesinde basın özgürlüğü alanında en özgür ülkeler Kuzey Avrupa'da yer alıyor.

197 ülkelik listede Finlandiya birinci sırada yer alırken bu ülkeyi Norveç, İsveç, Belçika, Danimarka ve Lüksemburg takip ediyor.
ABD listenin 24. sırasında yer alırken İngiltere ise 31. sırasında.
Listenin son sırasında ise Kuzey Kore yer alıyor.