Hakkımda

Fotoğrafım
gelip geçerken kancasız oltama takılanlar;

25 Ocak 2012 Çarşamba

- CAPİTAN !

İzlerseniz dilinize dolanacak 'Capitan'!
Günlük kavgalarımız, ihtiyaç duyduklarımız, bağlarımız, yasaklarımız, mutlu ve mutsuz olma sebeplerimiz; hepisine hadi oradan dedirten bir baş yapıt. Gözlerim dolu dolu izledim.
İzletenlere teşekkürlerimle...
Ait olduğu topraklar sorulduğunda 'gezginim' diyerek sınırları yok sayan doğal bir doğa bilgini. İzlediğim en samimi, en dost, en dürüst karakter. Ait olduğu coğrafya ile bütünleşmişliği, hiç tanımadığı ve tanışmayacağı canlıların haklarına duyduğu saygı şimdilerde çok rastlayamayacağımız toklukta.
Doğadan aldığının karşılığını doğaya veriyor Uzala.

                                  O bir Dersu UZALA.
"Rus ordusundan bir araştırmacı, uzaklardaki bir ormanda araştırma yaparken, doğanın dilinden anlayan, bilge Dersu Uzala ile karşılaşır. Bu karşılaşma, araştırmacıya doğanın ve dostluğun anlamını hatırlatır ve onu yeni bilgilerle donatır."
Dersu Uzala adamdır!
Dersu Uzala: "Biriktirdiğim paramı handaki bir adama vermiştim. Bunu üzerimde taşıyamam sen benim yerime göz kulak olursun diyerek. Sonra hana gittim. Adam paramla birlikte gitmiş. Neden böyle birşey yapmış anlamadım. Eğer ihtiyacı olduğunu söyleseydi ona verirdim ki"
Dersu Uzala günümüzde maddiyat hırsı olan insanlar gibi değildir. Arseniev’in eşinin neden suya ve oduna para vermek zorunda olduğunu anlayamaz. Hatta buna kızar, Dersu’ ya göre bu çok saçmadır. Bu tür temel gereksinimler doğanın insanoğluna bir lütfüdür. Ama insanlar bundan kâr elde etmeye çalışırlar. Dersu Uzala şehir yaşamına ayak uyduramz çünkü bu gibi yapılanmalar insanoğlunun doğasına aykırıdır.
 Capitan (Yüzbaşı Arseniev) ve Dersu Uzala
"Dersu Usala Akira Kurusawa'nın sinema dilinde insanlığa hediyesidir."  'İmparator' Akira Kurusawa,
Vladimir Arsenyev’in anılarından yola çıkılarak çekilen film, ünlü Japon yönetmene En İyi Yabancı Film Oscar ödülü kazandırdı. Bir çok kaynakta sinema sanatının başyapıtları arasında gösterilmektedir."çektiğim bütün filmlerin toplamında 'gerçek sinema' diyebileceğim 3, hadi bilemediniz 4 dakika vardır."  diyen dahi yönetmenden mutlaka izlenmesi gerekenler:
Yedi Samuray
Dersu Uzala
İsyan (Ran

24 Ocak 2012 Salı

"Bir Merihli'nin Raporu"

Dünyayı bir Merihli  gözüyle anlatıyor Çetin Altan. Kaleme alındığı dönemde dünya nüfusu 3 milyar. İstedimki Öte'denBeri değiştiremediklerimiz de yer alsın burada...

Geçip Giderken'den - Çetin ALTAN,

Gizlice Dünya'ya indim. Onların biçimine girerek aralarına karıştım. Gördüğüm şeyler müthişti. Üç milyar insan var Dünya'da; yarısı aç ve donsuz, yarısı tok ve haris. Henüz kendi meselelerini halledecek bir seviyeye ulaşamamışlar. Durmadan birbirlerini öldürmeyi düşünüyorlar. Akılları fikirleri:
- Ben ilk fırsatta şu kadar adamı öldürürüm.
- ...
- Ben punduna getirirsem, bu kadar adamı yok ederim...
***
Bunun için olmadık silahlar yapmakla meşguller. Bir hesap ettim, birbirlerini öldürmek için harcadıkları parayla gücü; açlarla donsuzları doyurup giydirmeye harcasalar, pekâlâ mesut olacaklar. Vahşi oldukları için, bu kadarına kafaları yetmiyor.
Kim ne yaparsa, ötekine daha pahalıya satarak, açıktan menfaat sağlamaya uğraşıyor. Dertleri günleri, birbirlerine kazık atmak.
***
Arz'ı birtakım hudutlara bölmüşler, ortalarına bayraklar dikmişler, etrafına silahlı silahlı adamlar dizmişler. Nutuklar söylüyorlar, bağırıyorlar, çağırıyorlar. Ve hep başka bayrakların altındakileri kolluyorlar. Bir taraf hırladı mı, öteki taraf da hırlıyor. Sonra bu hırıltılara başka bölgelerdeki hırıltılar da karışıyor.
Size bunlar komik gelecek ama, gerçek böyle...
***
Ayrıca aynı bayrağın altında toplananların da, birbirleriyle geçindikleri pek iddia edilemez. Bir avuç toprak ele geçirdiler mi:
- Bu benim, diye tepin tepin tepiniyorlar.
Zaten Dünya'da kıyametin başı buradan kopuyor:
- Bu benim.
- Hayır, benim.
***
Üstelik ömürleri de pek kısa. Yetmiş-seksen yıl ya yaşıyorlar, ya yaşamıyorlar. Öldükten sonra da Cennet, yahut Cehennem diye bir yere gideceklerine inanıyorlar.
Hem hudutların içinde fert ferde, "bu benim" kavgası yapıyorlar; hem hudutları dışında topluca, "bu da benim" diye dolaşıyorlar. Daha olmazsa öldürüyorlar birbirlerini...
***
Bir çocuk yetiştirme usulleri var, havsala almaz. Çocukları taş binalara kapıyorlar:
- Atalarımız büyük adamlardı, herkesi keserlerdi, sen de onlar gibi herkesi kesmelisin, diye talim ettiriyorlar.
Çocuklar salağa dönmüşler. Hangi bölgenin çocuğuna sorsan:
- Benim atalarım ötekilerin atasından daha kuvvetliydi, deyip duruyor.
***
Nasıl olmuşsa olmuş, yanan bir su ile elektriği bulmuşlar. Bütün aletlerini onlarla çalıştırıyorlar. Bunun dışında, hiçbir teknik marifetleri yok. Henüz mikropları dahi yenememişler. Hele organik arızaları ameliyatla tedavi etmeye kalkıyorlar ki, bu da ne kadar vahşi olduklarını gösteriyor.
***
Kadınlar pek garip. Süsleniyorlar, püsleniyorlar ve nazlanıyorlar. Aşkı karışık bir problem haline getirmişler.
Bir kadınla bir erkeğin sevişmesi bir mesele Dünya'da... Şahitler aranıyor, imzalar atılıyor, hükümetler işe karışıyor.
Ayrılmalar daha da berbat. Gene şahitler, gene hükümet adamları...
***
Acayip acayip şarkılar söylüyorlar:
- Bu kadın neden benim olmuyor?
- Bu erkek bana bir daha sarılacak mı acaba, gibi...
***
Böylesine bir deliliği, imkânı yok tasavvur edemezsiniz.
Biri gizlice sevişmeye kalktı mı -hükümete haber vermeden sevişmek suç Dünya'da- polisler onları basıyorlar. Herkes biraz aşk hastası. Konuşmalarına kulak verin, yüzde doksanı sevişme üzerine...
Erkekler:
- Ben şu kadar kadın elde ettim, diyorlar.
Kadınlar:
- Beni herkes beğenir, diye övünüyorlar.
***
Arkasından kimin kiminle seviştiğini araştırıyorlar. Bunun için kitaplar yazıyorlar, resimler yapıyorlar, dedikodu uyduruyorlar. Vahşiliklerinin yanında; böyle de, bir delirmiş tarafları var.
Ayrıca küfürleri de aşk üzerine. Bir adam, bir adama kızdı mı:
- Ananı seveyim, diyor.
Öteki de ona:
- Ben senin ananı seveyim, diyor.
***
Bir iptidailik, bir rezalet, bir manyaklık, bir boğazlaşma... Kâinatta güneş sisteminin bir pisliği halinde Dünya... Acımak mı gerek, yoksa imha etmek mi gerek, bilemiyorum. Herhalde buralara gelmelerine asla müsaade etmemeli...

20 Ocak 2012 Cuma

Beklenmeyen misafir...


   ÖTE'denBERİ sessiz sakin düşündürenlerin altını çizelim !
   Spencer Tracy'nin ezberleri ile  kavgası ve aile içi tartışma usulleri son derece sevimli, düşündürücü, izlenmeye değer. Film ırk sorununa cesurca değiniyor...

 Liberal görüşlü hali vakti yerinde San Francisco'lu orta yaşlı Drayton çifti (Katharine Hepburn ve Spencer Tracy) tek kızlarını da kendileri gibi açık fikirli, hoşgörülü ve ön yargısız yetiştirmişlerdir. Ancak bir gün kızları eve yanında evlenmeyi düşündüğü zenci bir tıp doktoru ile çıkagelir. Ailenin geçmişteki inançları ve düşüncelerini sorgulanacak, liberal duruşları ciddi bir sınavdan geçecektir. Film; 10 dalda Oscar'a aday gösterildi, en iyi kadın oyuncu (Katharine Hepburn) ve en iyi özgün senaryo dallarında ödüllerine sahip oldu. Ayrıca Katharine Hepburn ve Spencer Tracy BAFTA ödüllerine layık görüldü. Film 8 dalda da Altın Küre'ye aday gösterilmişti. 1967 yapımı...

Tekyön

Doğum ve ölüm haberleri farklı tonda ve ezgide çığlıklarla yankılanıyor duyup algılayabildiğimiz katında sürdüğümüz ömrün. Kulağımıza çalınan bütün tınılar bizim için. Ölüm, soğuk bir duvar olduğunda seyrine yaslandığımız, hükmünü saymak zor, evet !  Tuhaflık ve tabiilik bu kadar içiçe bir varmış bir yokmuş girişinde masalın.  Yarın hep başka oluşlara gebeyken,  ağlamak ve gülmek bu kadar içiçe  murad'a seslenen çıkışında masalın. Yaşamak; zorun ve kolayın çıplak dansı.  Ölüm;  ters, raydan çıkmış, sevimsiz  bir nota !

Ve...

hep yazmak istedim, öteden beri...
kağıt kalem piyasasında üstü boş imzalar attım;
kalın, sağa  yaslı, altı çizili üstü boş imzalar.
sahipli boşluklarda kaldı dün...